<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005</id><updated>2012-01-16T12:17:40.575-08:00</updated><category term='finansbank'/><category term='çemkirmek'/><category term='kredi kartı'/><category term='çemkirdek'/><category term='çekirdek'/><title type='text'>Çemkİrİrken,ÇEKİRDEK çıtlatabİleceğİn tek yer !</title><subtitle type='html'>Sıkıntıdan patladığın gecelerde, hem de biraz da doluysan, bugün birilerine her zamankinden biraz daha fazla kızdıysan, hayat seni daha da bir yorduysa KAP BİR PAKET ÇEKİRDEK VE ÇEMKİR KİME İSTERSEN !</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>29</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-7361634873625362597</id><published>2011-06-11T13:29:00.000-07:00</published><updated>2011-06-11T13:35:20.771-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div id="google_ads_div_sag_banner_3_ad_container"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div id="search"&gt;           &lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-size:130%;" &gt;Tarçın Kokulu AVM'nin Dayanılmaz Cazibesi... &lt;/span&gt;                        &lt;/div&gt;                                &lt;div id="right_banner"&gt;                                  &lt;/div&gt;&lt;p&gt;Mimari izni ve kat sayısı halen bir muamma olan  Demirören'in, Beyoğlu'nun göbeğine yerleşmesi ile İstanbul bir alışveriş  merkezine daha "kavuştu". eksiyirmidört elma ve tarçın kokulu, sıcacık  renkli AVM'lerin 1970'lere uzanan öyküsünü araştırdı.&lt;/p&gt;                             &lt;div class="yazar"&gt;                 &lt;div class="isim"&gt;                   &lt;a href="http://bianet.org/yazar/neslihan-karatepe"&gt;Neslihan KARATEPE&lt;/a&gt;                 &lt;/div&gt;                                &lt;/div&gt;                                        &lt;div class="bilgi"&gt;               &lt;div class="from"&gt;İstanbul - eksiyirmidört&lt;/div&gt;                &lt;div class="yer"&gt;                 11 Haziran 2011, Cumartesi Bianet.org'tan alıntıdır.               &lt;/div&gt;             &lt;/div&gt;                          &lt;div class="bilgi"&gt;&lt;p&gt;İstanbul' da yaşıyorsanız yürümekten en çok hoşlandığınız yer  muhtemelen İstiklal Caddesi'dir. Hafta içi bile olsa hep kalabalık olan  bu caddenin cezbedici bir tarafı vardır. Tarihi binalar, caddeden  yürürken kulağınıza gelen tanıdık melodiler, sanat mekânları, samimi  sohbetlerin döndüğü cafeler... Bir türlü yapılması tamamlanamayan  kaldırımları bile keyfinizi bozamaz(dı).&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ne yazık ki son zamanlarda caddede yürürken keyfinizi bozabilecek bir  yapı çıkıverdi karşımıza. Demirören Alışveriş Merkezi dediler bu  "ucube"nin adına. Mimarı, alınan izinleri ve projenin kendisi tam bir  muallak olan bu yapı, İstiklal'in kendi dokusuna oldukça zarar verdi.  Mimari ve alışveriş için oldukça geniş seçenekler sunan, cafe, sinema ve  tiyatro adına her şeyin olduğu Beyoğlu'na neden alışveriş merkezi  yapılmıştı peki? Demirören ile başlayan bu sorgulama bize bir gerçeği  gösterdi: alışveriş merkezleri bizzat şehrin ta kendisi olmuştu.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Alışveriş merkezlerinin çıktığı ülke, tüketimin kendi adıyla da  satıldığı Amerika Birleşik Devletleri'dir (ABD). 1920'li yıllara kadar  uzanan alışveriş merkezi kültürü, 1957 yılında Uluslararası Alışveriş  Merkezleri Derneği'nin (International Council of Shopping Centres- ICSC)  açılmasıyla resmi organizasyonuna kavuşmuştur. 1970'li yıllarda  "shopping mall" denilen bu mekânlar, giysinin yanı sıra çeşitli  ürünlerin satıldığı, sinema, tiyatro ve eğlencenin de içine dâhil  edildiği yerlere dönüşmüştür. 1980'li yıllar shopping mall'ların  olgunluk dönemidir. Bu dönemde alışveriş merkezleri kendi içinde bir  nevi yeni semtler olmuştur.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Türkiye'de, tarım toplumundan kent toplumuna geçişin hızlı bir  şekilde yaşandığı, ülkenin ekonomik ve diğer her anlamda faklılaştığı  1980'li yıllar, bizim alışveriş kimliğimizi belirleyen dilim olmuştu.  Alışveriş kültürünün ekonomik sistemin bir gereği olduğu, bu dönem  içinde topluma öğretilmişti. İnsanoğlunun geçmişten beri yaşamak için  tüketen yapısı, tüketmek için yaşamaya dönüşürken, Türkiye de bu duruma  yabancı kalmadı. Değişen bu yapı ile birlikte alışverişin hayatımızın  ana alanında olması artık kaçınılmazdı. İstanbul'un, açık hava alışveriş  alanları olan Nişantaşı, Bağdat Caddesi gibi yerlerinin yanında, her  değişimde olduğu gibi mimari olarak bizi içine alacak mekânlara ihtiyacı  vardı.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Böylelikle Türkiye'nin ilk alışveriş merkezi Gallleria, 1988 yılında  devlet ortaklığı ile Ataköy'de açıldı. Merkezin devlet ortaklığı ile  açılmasını başka bir konunun yazısı olarak orada bırakıyorum. Galleria  ilk açıldığında beklenenden çok ilgi görmüş ve sadece Ataköy'ün değil,  tüm İstanbul'un alışveriş merkezi haline dönüşmüştü. Sonrasında  alışveriş merkezleri başta İstanbul olmak üzere metropollerde hızlı bir  şekilde yayıldı. Bugün ise neredeyse adım başı bir alışveriş merkezine  rastlamak mümkün. Bakırköy'de yan yana duran iki alışveriş merkezi bu  durumun belki de en trajikomik hali. Şu an İstanbul'da 94 civarında  işleyen alışveriş merkezi var. 50'ye yakın alışveriş merkezi de yolda.  2015'e doğru bu sayının 140'ı geçeceği söyleniyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Galleria'nın ardından, başta İstanbul'un olmak üzere, metropollerin  değişen mimari özellikleri ile yaşam alanlarımız oldukça kısıtlandı.  Sahillerimiz elimizden alındı, boş bulunan her araziye otel dikildi.  Tabi bir de bu yazıda büyük bir aşkla bahsettiğimiz alışveriş  merkezleri... Bu yapılar sloganlarında bahsettikleri gibi bir "yaşam  alanı" haline geldiler. İnsanların alışverişlerini yaptıkları, kültürün  ve sanatın pazarlandığı, gençlerin sosyalleştikleri mekânlar oldular.  &lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;AVM'ler konusunda bir de Baudrillard'ın sözlerine kulak kesilelim:  "Tüketim merkezlerinde biz, gündelik yaşamı tümüyle düzenleyen ve  homojenleştiren tüketiciliğin büyüsü altındayızdır. Her şey soyut bir  mutluluğun yarı saydamlığına havale edilmekte, zorunlu iş, boş zaman,  doğa ve kültür aktivitelerinin hepsi birbirine karışarak klimalı ve  kapalı mekânda sonsuz bir alışverişe dönüşmektedir."&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu merkezlerde dikkat çeken, çoğu zaman boş gibi görülen mağazaların  aksine yiyecek ve içecek alanlarının her zaman dolu olması, insanların  çoğu zaman alışveriş yapmaktan ziyade burayı bir buluşma mekânı olarak  kullanmaları. Kış aylarında bir nebze makul görülebilen alışveriş  merkezi cafe'lerinin kullanımının, yaz aylarında (özellikle İstanbul' da  yaşıyorsanız) neden bu denli yoğun olduğu oldukça düşündürücü.  İnsanları cezbeden renkli alışveriş dünyasının kendince çekici bir kaç  numarası var elbette.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Alışveriş merkezine adım attığınız anda "tüketime merhaba" dünyası  karşılar sizi. İnsan algısının yeni bir mekâna girdiğinde iç mekân  ışığını algılaması 30 saniye kadar sürüyor. İçeriye girdiğinizde  yavaşlıyorsunuz ancak yürümeye devam ediyorsunuz. Alışveriş  merkezlerinin girişinde olan mağazalar bu sebeple gözden kaçabiliyor.  Buna önlem olarak, siz sevgili tüketicilerini düşünen mekân sahipleri  girişteki mağazalara birer kör nokta yapıyorlar. Burada sizi uzun boylu  zarif kadınlar karşılıyor. Böylece 30 saniyede algınız tavan yapıyor.  Artık alışveriş yapmaya hazırsınız.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Almak istediğiniz özel bir ürün var ve mağazanıza yöneleceksiniz. Ama  durun. O da ne? Merdivenlerin arasındaki mesafe oldukça geniş. Elbette  bunu da sizler için düşünmüşler. Belirli bir mağazaya ulaşmak için yer  değiştirirken, diğer mağazalara da şöyle bir göz atın diye bu mesafe  uzun tutuluyor. Hatta haftanın ve ayın belirli zamanlarında bu  merdivenlerin iniş ve çıkışları değişiyor ki sürekli aynı yolu takip  edip diğer mağazaları gözden kaçırmayın.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Aynı mantıkla yeme içme yerleri de genelde hep üst katlara konuluyor.  Bu sayede "Aman, oturup bir kahve içeyim, sohbet edeyim" demenize izin  vermeyip, ister istemez mağazalara bakmanız sağlanıyor. Bununla  yetinmeyip, siz sevgili tüketicilerinin tüketim algısı daha fazla  açılsın diye, havaya elma ve tarçın kokusu sıkıyorlar. Duvar renklerinde  daha sıcak renkler kullanmalarının sebebi de bu.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Alışveriş merkezi içinde sıkışan şehirlerimizde, gezme, yeme, eğlence  ve sanat için oldukça fazla olanak var. Ancak hayat dışarıda akarken,  sahte elma, tarçın kokuları arasında, kalıplaşmış mimari içinde,  kendinizi bir şeyler tüketmek zorunda hissettiren bu mekânların büyüsüne  kapılmamak gerek. Çevrenizi dört bir taraftan kuşatmış bu binalardan ne  kadar kaçabileceğiniz muallak elbette. (NK/EKN)&lt;/p&gt; &lt;p&gt;* Bu yazı eksiyirmidört'ün 2. sayısından alınmıştır.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;** Eksiyirmidört'ün bu sayısında, "&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Sağın Bitmek Bilmeyen Rüyası: Başkanlık Sistemi&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;", "&lt;em&gt;Helal İntertnet&lt;/em&gt;", "&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Gerilla Sanatçı Hareketi: Küf Project&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;", "&lt;em&gt;Ergenekon Kaçırılmış Bir Fırsattır&lt;/em&gt;", "&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Başbakan'ın Emriyle Bombalanan Gazete: Özgür Gündem&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;" ve daha pek çok konu hakkında hazırlanmış yazı ve röportaj bulabilirsiniz.&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-7361634873625362597?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/7361634873625362597/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=7361634873625362597&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/7361634873625362597'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/7361634873625362597'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2011/06/1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15-16.html' title=''/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-1504603618891512783</id><published>2010-03-23T13:44:00.001-07:00</published><updated>2010-03-23T13:45:58.106-07:00</updated><title type='text'>Homofobi bir hastalık mı?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/S6koRamfMOI/AAAAAAAAAIU/FSF9HD_O-VI/s1600-h/PinkTriangle.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/S6koRamfMOI/AAAAAAAAAIU/FSF9HD_O-VI/s320/PinkTriangle.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5451933103572332770" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', Times, serif; font-size: 12px; line-height: 20px; "&gt;&lt;p class="bold" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-weight: bold; font-style: inherit; font-size: 12px; font-family: Arial, Verdana, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; line-height: 1.7em; clear: left; "&gt;Son 35 yıldır psikologlar, psikiyatrlar ve diğer ruh sağlığı uzmanları eşcinselliğin hastalık, ruhsal bozukluk veya duygusal bir sorun olmadığını onayladı. Homofobiye gelince...&lt;/p&gt;&lt;p class="habdetay_yazarisim" style="margin-top: 8px; margin-right: 0px; margin-bottom: 8px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-weight: normal; font-style: inherit; font-size: 12px; font-family: Arial, Verdana, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; line-height: 1.7em; color: rgb(1, 104, 157); clear: left; "&gt;HAKAN ATAMAN (&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=DetayliAramaSonucV2&amp;amp;ItemsPerPage=10&amp;amp;PAGE=1&amp;amp;CategoryTypeID=-1&amp;amp;Keyword=&amp;amp;SameKeyword=&amp;amp;NotKeyword=&amp;amp;CategoryID=-1&amp;amp;prmEk=0&amp;amp;AuthorKeyword=&amp;amp;MuhabirKeyword=HAKAN%20ATAMAN&amp;amp;startDateNull=&amp;amp;endDateNull=&amp;amp;Asc=0" style="margin-top: 8px; margin-right: 0px; margin-bottom: 8px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-weight: normal; font-style: inherit; font-size: 12px; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; color: rgb(1, 104, 157); text-decoration: none; line-height: 19px; "&gt;Arşivi&lt;/a&gt;)&lt;/p&gt;&lt;p class="bold" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-weight: bold; font-style: inherit; font-size: 12px; font-family: Arial, Verdana, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; line-height: 1.7em; clear: left; "&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-weight: inherit; font-style: inherit; font-size: 12px; font-family: Arial, Verdana, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; line-height: 1.7em; clear: left; "&gt;SS Nazi Lideri Heinrich Himmler, 1936’da, eşcinsellik ve kürtajla mücadele için Gestapo’nun merkez ofisini kurdu. Bunun sonucunda, eşcinsel oldukları için yaklaşık 100 bin erkek tutuklandı ve bu tutukluların neredeyse yarısı cezalandırıldı. Bazıları hayatlarını hapishanede tüketti, bazıları hapishaneye bir alternatif olarak zorla hadım edildi ve binlercesi Nazi toplama kamplarına gönderildi. II. Dünya Savaşı sırasında Nazi toplama kamplarında kullanılan ve toplama kamplarında tutulan kişileri sınıflandırmak amacı ile farklı semboller kullanılıyordu. Pembe üçgen eşcinseller içindi. Pembe üçgenli erkekler, gardiyanlar ve hapishanelerdeki diğer mahkûmlar tarafından sıklıkla ve özellikle şiddete maruz bırakıldılar. Bazı eşcinseller aynı zamanda tıbbi deneylerin ve onları birer heteroseksüele dönüştürmeye yönelik tasarlanan programların mağduru oldular. Tahminen yarıdan fazlası idam edildi ya da hastalık ve yetersiz beslenme nedeniyle öldü. Fakat Nazi toplama kamplarından kurtulanlar için eziyetler ve aşağılamalar sona ermedi. Onlar Nazi zulmünün mağdurları olarak tanınmadılar ve tazminat talepleri reddedildi. Ne yazık ki, aradan geçen süreye rağmen hiç kimse kamplardan sağ kurtulanların maruz kaldığı bu trajik ve utanç dolu muamele için özür dilemedi. Ne yazık ki önyargı, ayrımcılık ve ikiyüzlülük duvarı henüz kaybolmadı ve Avrupa çoğunlukla eşcinsel düşmanlarına mağdurlarından daha fazla hoşgörülü. Bunun somut bir örneği, geçtiğimiz günlerde Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf’ın gey, lezbiyen, biseksüel, travesti ve transseksüel (LGBTT) örgütlerinin, uzmanların, aydınların ve insan hakları savunucularının haklı tepkisini çeken, “eşcinsellik hastalıktır ve tedavi edilmelidir” sözleri oldu. Peki, gerçekten de öyle mi? Yani eşcinsellik bir hastalık mıdır? Tedavi mi edilmeli?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dünya Sağlık Örgütü&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği, bir hastalık ya da duygusal bir problem değildir. Cinsel yönelim ya da toplumsal cinsiyet kimliği geçmişte önyargılar nedeniyle bilim çevreleri de dahil olmak üzere bir kimlik bozukluğu, hastalık, sapıklık gibi olumsuz ifadelerle tanımlandı. Son 35 yıldır psikologlar, psikiyatrlar ve diğer ruh sağlığı uzmanları eşcinselliğin hastalık, ruhsal bozukluk veya duygusal bir sorun olmadığını onayladı. Önce 1973’te Amerikan Psikiyatri Derneği Yönetim Kurulu eşcinselliğin DSM’de (Hastalıkların ve Sağlıkla İlgili Sorunların Uluslararası İstatistiksel Sınıflaması) sıralanan hastalıklar kategorisinden çıkartılmasına karar verdi. Karar, Amerikan Psikiyatri Derneği’nin bir yıl sonra (1974) yapılan yıllık genel kurulunda üyelerin çoğunluğu (yüzde 58) tarafından onaylandı. Amerikan Psikiyatri Derneği, 2006’da yapmış olduğu genel kurulunda söz konusu kararı tekrar ifade etti. Benzer şekilde 17 Mayıs 1990 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü (WHO), eşcinselliği hastalıklar listesinden çıkardı. 1992’de bu karar, ICD-10 (Hastalıkların Uluslararası Sınıflandırılması) listesine resmen kaydedildi. 1994 tarihinden itibaren WHO üyesi tüm ülkeler yeni sınıflandırmayı kullanmaya başladı. Bu vesileyle 17 Mayıs tarihi, LGBTT bireyler tarafından “Uluslararası Homofobi Karşıtı Gün” olarak tahsis edildi ve bu tarihte değişik etkinliklerle ele alınıyor. Bununla birlikte günümüzde dahi halk, politikacılar arasında ve bilim çevrelerinde cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet kimliği tartışılıyor. Ancak bilimsel olarak bakıldığında eşcinselliği benimsemiş ve bu kimliği ile barışık olan grupta ruhsal sorunların ya da bir kimlik bozukluğunun olduğunu bildiren bir veriye rastlanmıyor. 1990’da Amerikan Psikoloji Derneği, değiştirme terapisinin işe yararlılığı konusunda hiçbir bilimsel bulgunun olmadığını ve yarardan çok zarar verdiğini belirtti. 1997’de Amerikan Psikoloji Derneği’nin Temsilciler Konseyi, homofobik uygulamaların karşısında olduğunu belirten bir karar aldı.&lt;br /&gt;Özel olarak ayrı ayrı kavramlar ifade edilse de, LGBTT bireylere yönelik hoşlanmama veya nefret etme sonucunda ortaya çıkan ayrımcılığa biz homofobi diyoruz. O halde yazımızın başında sorduğumuz soruyu tersinden sorabiliriz. Eşcinsellik değilse, homofobi bir hastalık mıdır? Bu soruya tamamen evet ya da tamamen hayır demek şimdilik biraz zor görünüyor. Walden Üniversitesi’nden Dr. Elaine C. Spaulding’e göre, sosyo-kültürel fenomenler tarafından organize edilen cinsiyetçilik, ırkçılıktan farklı bir şekilde homofobi psikolojik bir durum olarak görülebilir. John Hopkins Üniversitesi’nden Dr. Mary H. Guindon ise daha ileri giderek, kişisel özelliklerin homofobi, ırkçılık ve cinsiyetçilik yoluyla diğerleri üzerinde adaletsizce, acı veren ve hoşgörüsüz davranışlarda bulunmak için bir etken olduğunu ve bu nedenle bu tür davranışların bir hastalık, psikolojik bir problem olarak görülmesi gerektiği görüşünde. Öte yandan Arkansas Üniversitesi Psikoloji bölümünden profesör Jeffrey M. Lohr, homofobinin psikopatolojik bir problem olmaktan çok sosyal ve moral bir problem olduğu görüşünde. Bu görüş, Hıristiyan lobisinden Suzanne Chamberlin gibi yazarlar ve Norman Dean Radican gibi uzmanlar tarafından da paylaşılıyor. Homofobinin bir hastalık olup olmadığı tartışmalı olmakla birlikte, o ya da bu şekilde bir problem olduğu tüm uzmanların ortak görüşü. Uluslararası insan hakları mekanizmalarının verdiği kararlar doğrultusunda hareket ettiğimizde ise, homofobinin aynı zamanda bir insan hakları sorunu olduğu çok açık. Günümüzde homofobik tutum ve davranışların neden olduğu ayrımcılık ve nefret suçları, beraberinde insan haklarını yaratan bütün değerlerin altını oyuyor ve içini boşaltıyor.&lt;br /&gt;Sonuç olarak, başta politik liderler olmak üzere, dini liderler de dâhil olmak üzere toplumdaki kanaat önderlerinin ve diğer tüm etkin konumdaki kişilerin öncelikle söylemlerinden özel olarak homofobiyi ve genel olarak ayrımcılığı arındırması gerekiyor. Son olayda ise Kavaf’ın özrünü insan hakları savunucuları olarak merakla ve inatla bekliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-weight: inherit; font-style: inherit; font-size: 12px; font-family: inherit; vertical-align: baseline; "&gt;HAKAN ATAMAN: İnsan hakları savunucusu&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-1504603618891512783?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/1504603618891512783/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=1504603618891512783&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/1504603618891512783'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/1504603618891512783'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2010/03/homofobi-bir-hastalk-m.html' title='Homofobi bir hastalık mı?'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/S6koRamfMOI/AAAAAAAAAIU/FSF9HD_O-VI/s72-c/PinkTriangle.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-2504988536174808534</id><published>2010-02-11T23:00:00.000-08:00</published><updated>2010-02-11T23:03:50.251-08:00</updated><title type='text'>Bir bu EKSİKti(!) Dünyanın tek sorununun ve de sorusunun bugün kıçımı ne ile silsem ki olduğu günler diliyorum. Diliyor muyum?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/S3T81UxfNsI/AAAAAAAAAIM/fBVs1x_PgeQ/s1600-h/toilet-paper-cefjeghlcefjhjko.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5437248643182573250" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 234px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/S3T81UxfNsI/AAAAAAAAAIM/fBVs1x_PgeQ/s320/toilet-paper-cefjeghlcefjhjko.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-size:85%;"&gt;İngiltere’de lüks mallar satan süpermarket zinciri Waitrose, hayli pahalı bir ürün olan kaşmir ekleyerek ürettiği tuvalet kâğıdıyla, müşterilerine ‘en hassas tuvalet deneyimi yaşama’ imkânını sunuyor. Keşmir keçisinin yününden elde edilen kaşmir, genellikle pahalı süveterler, çoraplar ve atkılarda kullanılırdı, şimdi ilk kez tuvalet kâğıdına da hammadde oldu. Kaşmirli tuvalet kâğıtlarının dörtlü paketi 2.29 sterline (5.5 TL) satılıyor. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-2504988536174808534?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/2504988536174808534/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=2504988536174808534&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/2504988536174808534'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/2504988536174808534'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2010/02/bir-bu-eksikti-dunyann-tek-sorununun-ve.html' title='Bir bu EKSİKti(!) Dünyanın tek sorununun ve de sorusunun bugün kıçımı ne ile silsem ki olduğu günler diliyorum. Diliyor muyum?'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/S3T81UxfNsI/AAAAAAAAAIM/fBVs1x_PgeQ/s72-c/toilet-paper-cefjeghlcefjhjko.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-3009217915128164276</id><published>2010-02-09T02:17:00.000-08:00</published><updated>2010-02-09T02:22:26.172-08:00</updated><title type='text'>T.C. A.Ş.</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:verdana;font-size:78%;"&gt;Pek bir manidar olmuş... paylaşmasam çatlardım! Siz de çatlamayın da içinizden geçeni çemkirin :O ( Radikal.com.tr'den alınmıştır.)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:78%;"&gt;Şirket, kârını yükseltmek için maliyetlerini, en başta da “işgücü maliyeti”ni sürekli olarak düşürmenin peşindedir. Demek ki, Başbakan'ın “özel sektör mantığı” ile çalışan devleti de sermayeye hizmet edenler dışındaki her harcamayı “maliyet” olarak görüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SUNGUR SAVRAN (&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=DetayliAramaSonucV2&amp;amp;ItemsPerPage=10&amp;amp;PAGE=1&amp;amp;CategoryTypeID=-1&amp;amp;Keyword=&amp;amp;SameKeyword=&amp;amp;NotKeyword=&amp;amp;CategoryID=-1&amp;amp;prmEk=0&amp;amp;AuthorKeyword=&amp;amp;MuhabirKeyword=SUNGUR" startdatenull="'&amp;amp;endDateNull=" asc="0"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:78%;"&gt;Arşivi&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:78%;"&gt;)&lt;br /&gt;Başbakan Tayyip Erdoğan’a artık Türkiye Cumhuriyeti’nin genel müdürü ya da moda deyimle CEO’su olarak bakabiliriz. Çünkü Tekel işçileriyle polemiklerinden birinde şöyle konuştu: “Biz bu devleti adeta bir özel sektör mantığı ile çalıştıracağız.” İşte size Türkiye hakim sınıflarının 1980’li yıllardan beri izlediği ekonomi politikalarının yeni ve çok isabetli bir tanımı: Devleti şirket gibi yönetmek! Bir hatırlayalım, şirketlerin yönetimi hangi mantığa tabidir. Şirketler, sermayelerini en yüksek oranda ve en hızlı biçimde biriktirebilmek ve büyütebilmek için en yüksek düzeyde kâr elde etmek amacıyla çalışırlar. Başka bir amaçları yoktur! Devletin şirket mantığıyla yönetilmesi demek, devletin de kârın mümkün olan en üst düzeye çıkmasını ve sermaye birikiminin en olumlu tarzda gelişmesini tek amaç olarak benimsemesi demektir. Bir ülkede bunu gerçekleştirmek isteyen devlet, sermayeye mecburen hiçbir kaygı ve düşünce ile kısıtlanmamış tarzda hizmet edecektir. Yani Tayyip Erdoğan, bu sözüyle, Marksistlerin ısrarla söylediklerini en uç biçimi içinde itiraf ediyor. Marx, Komünist Manifesto’da, “devlet iktidarı, burjuvazinin ortak işlerini yürütmek için bir komiteden ibarettir” der. “Özel sektör mantığı” ile çalışmayı hedefleyen bir devlet bundan başka bir şey olamaz.Tayyip Erdoğan’ın ve hükümetinin yıllardır neden işçi sınıfının bütün haklarına saldırdığını, neden Türkiye’nin en hızlı ve en kapsamlı özelleştirmesini yapan hükümeti olduğunu, neden her alanı sermayenin çıkarlarına göre düzenlediğini anlamak kolaylaşıyor. Şirket, kârını yükseltmek için maliyetlerini, en başta da “işgücü maliyeti”ni sürekli olarak düşürmenin peşindedir. Demek ki, Erdoğan’ın “özel sektör mantığı” ile çalışan devleti de sermayeye hizmet edenler dışındaki her harcamayı “maliyet” olarak görüyor. En önemlisi de işçiler için yapılacak bütün harcamaları, düşürülmesi gereken bir maliyet kalemi olarak hesaplıyor.Bu durumda Tekel işçisinin kazanılmış haklarını söküp almak için neden elinden geleni ardına koymadığını anlamak daha kolay. Tabii, Tekel işçisine karşı her türlü demagojiye başvurmasını da.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:78%;"&gt;Tekel’in özelleştirmeyle ilişkisi yokmuş!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:78%;"&gt;Erdoğan’ın halkın kafasını karıştırmaya yönelik bu tür açıklamaları çok sayıda. Hızlı ve özlü biçimde bunların her birinin nasıl demagojik olduğunu ortaya koyalım. Hükümet ile Türk-İş arasında anlaşma olmayınca Erdoğan, Salı günü grup toplantısında bunların hepsini dile getirdi.Birincisi şu şaşırtıcı iddia: “Tekel meselesinin özelleştirmeyle hiçbir ilişkisi yoktur. Yaprak tütün depoları özelleştirilmemiştir, kapatılmıştır.” Bu iddia, iktisatçıları ancak güldürür. Hem de iki defa. Bir işletme özelleştirilirken üretim araçlarının sadece bir bölümü satıldı ise, geri kalanların hiçbir işe yaramayacağı doğrudur. O zaman onlar da makine ise hurda olur, tesis ise kapatılır. Ama bu duruma yol açan özelleştirmenin kendisidir. Üstelik ikincisi, Tekel işçilerinin çoğu özelleştirilen fabrikalarda çalıştırılırken depolara aktarıldı. Yani özelleştirme, istihdamı giyotinle doğradığı için depolara geçtiler. Böylece tütün depoları, birer geçici işçi deposu haline getirildi. İşçilerin işsiz kalması depoların kapatılmasından değil, fabrikaların özelleştirilmesindendir!İkincisi, Erdoğan “altını çizerek” Tekel işçisinin sadece bir kısmının eylem yaptığını ileri sürdü. Demek ki insan devleti, özel sektör mantığı ile yönetince, işçi sınıfının içinde olup bitenleri de izlemiyor. Tek Gıda-İş sendikasının Ocak başında eyleme devam edip etmeme konusunda düzenlediği referanduma katılan 9 bin küsur Tekel işçisinin 58’i hariç hepsi “eylem” dedi. Oran yüzde 99,6. Erdoğan hayatında böyle oybirliği görmüş mü? Üçüncüsü, sendikaların bugün “ücretli kölelik” olarak andıkları 4/C’ye geçmişte teşekkür etmiş oldukları iddiası. Tek Gıda-İş Başkanı Mustafa Türkel, işçinin önünde bu iddiayı reddetti. Velev ki sendikalar öyle yapmış olsun, işçi sınıfının gücü, sendikaları bugün geçmişteki o yanlış pozisyondan kopmak zorunda bırakmış olsun. Sendikaların böyle demesi işçinin mücadelesini nasıl haksız kılıyor ki?Dördüncüsü, “tüyü bitmemiş yetim” demagojisi. Sanırsınız Tekel işçisi ben evime gidip yatayım, devlet bütçesinden beni besleyin diyor! Devlet, hakkını isteyene cevaben, devlet bütçesine bir tüccar cimriliği ile sahip çıkıp sonra da “yetim” demagojisine kalkışacaksa, o zaman devlete çalışan her işçi ve memur asgari ücretle ve güvencesiz çalışsın, olsun bitsin! Devletin gözüne işçi bir “maliyet” olarak gözüküyorsa, zaten başka çözüm de olmaz!Beşincisi, Tekel işçilerinin reddettiği ücrete çalışacak milyonlarca işsizin ve asgari ücretlinin bulunabileceği demagojisi. Bulunur. Bulunur da bundan ne çıkar? Türkiye’deki işsizliğin müsebbibi Tekel işçisi mi? Asgari ücretin açlık sınırının altında olmasının müsebbibi Tekel işçisi mi? Hayır, bunların hepsi “özel sektör”ün ve onun “mantığı” ile çalışan devletin marifetleri. Sömürülen ve ezilenleri böyle karşı karşıya getirerek Tekel işçilerinin toplumda elde ettiği desteği azaltmaya çalışmak gerçekten yüz kızartıcı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:78%;"&gt;Sakarya Caddesi’nde bir heyûla dolaşıyor!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:78%;"&gt;Tekel mücadelesinin Türkiye’de sınıf mücadelesinin yükselmesi için bir kapı açtığını, başından beri söylüyoruz. Burjuvazinin sözcüleri de nihayet bunu teslim ettiler. AKP Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, katıldığı bir televizyon programında “sınıf bilinci” ve “sosyalizm”den dem vurarak ürküntü yaratmaya çalıştı. Tabii daha önemlisi, Erdoğan’ın “marjinal unsurlar” edebiyatı. Başbakan’a göre, Tekel eylemi işçinin amacını aştı ve birtakım marjinal gruplarca maniple ediliyor.Tekel işçilerinin, mücadelelerini canla başla destekleyen, ayazda soğukta gece gündüz demeden yanlarında yer alan sosyalistleri bağırlarına bastıkları doğru. Mücadele eden işçinin bilincinin hızla değişeceğini ve değişmekte olduğunu bu sütunlarda daha önce de yazmıştık. İşçi sınıfının içinden yazan gazeteci dostumuz Atilla Özsever’in aktardığı şu örnek çarpıcı: Bir Tekel işçisi “günde beş vakit komünist olduk” demiş! Bilincin çeşitli biçimlerinin, kısa süre içinde yaşanan değişimle, farklı çağlara ait jeolojik katmanlar gibi nasıl üst üste geldiğinin mükemmel bir ifadesi.Erdoğan’a sormak gerek: Madem bu gruplar bu kadar “marjinal”, nasıl oluyor da bu kadar güçlü bir toplumsal hareketi “maniple” ediyorlar? Türkiye’yi bir genel greve sürükleyecek kadar güçlü bir işçi mücadelesi nasıl oluyor da “marjinal” grupların hakimiyetine giriyor?Bırakın safsatayı! Bırakın demagojiyi! Yaşadığımız, kapitalist toplumda fiziğin yasaları kadar yalın bir gerçek olan, sınıf mücadelesidir. İşçi, ezilmeye isyan ediyor. Geleceği için, ailesi için, çocukları için “ölmeye hazırım” diyor. Siz de “özel sektör mantığı” ile ona karşı ölümüne savaş veriyorsunuz. Bunu yaşayan işçi, mücadelesini sonuna kadar götürmeye karar verirse, sarılabileceği bir tek akım var: Sosyalizm. Çünkü sosyalizm, Marx’tan beri başka hiçbir şey değildir: İşçi sınıfının gerçek hareketinin mantıksal sonucudur. Ezilmek ve sömürülmek istemeyen işçinin mutlaka siyasi iktidarı eline alması gerektiğini söyleyen doktrindir. Erdoğan, geçtiğimiz Salı günü grup toplantısında konuşmasını Tekel işçisine geçit vermeyeceklerini söyleyerek bitirdi. Bu konudaki son cümlesi, “Bu ülkenin sahipleri var” idi. Elhak vardır. Sermayenin sahipleri, ülkenin de sahibidir. Şimdilik.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-3009217915128164276?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/3009217915128164276/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=3009217915128164276&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/3009217915128164276'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/3009217915128164276'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2010/02/tc-as.html' title='T.C. A.Ş.'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-582310005359104311</id><published>2010-02-03T23:37:00.000-08:00</published><updated>2010-02-03T23:42:11.366-08:00</updated><title type='text'>FLOWmarket: Soyut Tüketim Mağazası</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/S2p5y1SJlzI/AAAAAAAAAIE/w6cqfY1fW9Y/s1600-h/00.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5434289814579550002" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 134px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/S2p5y1SJlzI/AAAAAAAAAIE/w6cqfY1fW9Y/s200/00.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;strong&gt;SUT KUTUSU'ndan alınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketim toplumunu eleştirecek değilim çünkü hepimiz -istesek de istemesek de- bu sistemin bir parçasıyız. Artık önemli olan tüketime karşı bir tavır almak değil gittikçe büyüyen tüketim dalgasını kendi çıkarlarına uygun biçimde yönlendirebilmek. Günümüzde global pazarda post-modernizmin etkilerini açıkça gözlemleyebiliyoruz. Yeni, yepyeni bir ürün yaratmak ne mümkün, piyasadaki herşey bir öncekinin daha gelişmişi, daha estetiği, daha fiyatlısı. Bugünün mükemmel ürünü bugüne kadar yaratılmış mükemmel ürünlerin bir bütünü. Tüketim kalıplarında değişim sadece eskinin belirli periyodlarla geri gelmesi biçiminde gerçekleşiyor. Geleceğin tüketim trendlerini belirlemek ise farklı bir düşünce yapısını gerektirmekte. Tam bu noktada da yeni nesil yaratıcı düşüncenin gücü devreye giriyor. Bu dünyada paranın asla satın alamayacağını düşündüğünüz şeyler vardır. Mads Hagstrøm tarafından yaratılan FLOWmarket projesi bu kavramları 45 gramlık teneke kutularda satışa sunuyor. Ürün tanımını “Yeni nesil lüks” biçiminde yapan FLOWmarket bugüne kadar dünyanın çeşitli şehirlerinde açtığı 9 geçici mağaza ile çağımız insanının en çok ihtiyaç duyup asla satın alamayacağını düşündüğü ürünleri pazarladı. Minimal ambalajlı, sade beyaz etiketli FLOWmarket kutularında özgürlük, güven, beklentisizlik, sabır, yaratıcı ifade, iç huzuru ve daha ihtiyacınız olan birçok soyut kavramı bulabilirsiniz. İşe yarar mı? Belki de, denemesi sadece 19,98 dolar. &lt;/strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-582310005359104311?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/582310005359104311/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=582310005359104311&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/582310005359104311'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/582310005359104311'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2010/02/flowmarket-soyut-tuketim-magazas.html' title='FLOWmarket: Soyut Tüketim Mağazası'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/S2p5y1SJlzI/AAAAAAAAAIE/w6cqfY1fW9Y/s72-c/00.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-8953660697667390206</id><published>2010-02-02T22:17:00.000-08:00</published><updated>2010-02-02T22:27:13.162-08:00</updated><title type='text'>Hafıza Günlüğü -1-</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/S2kVJ9tfAnI/AAAAAAAAAH0/jDaGfLCAwUU/s1600-h/tiyatro.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433897686327558770" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 188px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/S2kVJ9tfAnI/AAAAAAAAAH0/jDaGfLCAwUU/s200/tiyatro.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Vakit gazetesi iş başında. Bu kez de bir tiyatro oyununu "Ahlaksız haberden tahrik dolu mesajlar" diyerek &lt;/span&gt;&lt;a oncontextmenu="return false;" onmouseover="showAd('24631','100132' ,event);clearAdInterval();" onmouseout="hideAd();" target="_blank" name="aspx1"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;hedef&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt; gösterdi&lt;br /&gt;Beyoğlu’ndaki Kumbaracı 50 tiyatrosunun yeni oyunu “Yala ama Yutma” daha önce de çeşitli kişi ve kurumları hedef göstermekle eleştirilen Vakit gazetesinin yeni hedefi oldu. Oyunun senaryosunu ’ahlaksız’ olarak nitelendiren Vakit gazetesinin internet sitesinde “Elimize sopaları alıp salonu mu basalım” diyen okuyucu yorumlarına yer veriliyor. Kumbaracı 50 tiyatrosu yetkilileri ise tepkili: Oyunla ilgili yapılan haberde maddi hataların yanı sıra pek çok kışkırtıcı bilgi bulunmaktadır. Oyun herhangi &lt;/span&gt;&lt;a oncontextmenu="return false;" onmouseover="showAd('24445','100086' ,event);clearAdInterval();" onmouseout="hideAd();" target="_blank" name="aspx1"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;bir&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt; dine saldırı ya da aşağılama unsuru içermemektedir. Bundan sonra bu sanat olayına yönelik herhangi şiddet gerçekleşirse sorumluları açıktır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Kumbaracı 50'nin internet sitesinde verilen bilgilere göre senaryosunu Özen Yula’nın yazdığı oyunun konusu şöyle: “Kurala göre yüzyılda bir ‘sınanma’dan geçmek için yeryüzüne gönderilen bir melek, yirmi dört saat içinde &lt;/span&gt;&lt;a oncontextmenu="return false;" onmouseover="showAd('24493','101221' ,event);clearAdInterval();" onmouseout="hideAd();" target="_blank" name="aspx1"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;en&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt; azından bir insanı ‘iyilik adına’ yola getirmelidir. Başarırsa yeniden yüzyıllığına melek olarak devam edecektir, eğer başarısız olursa dünyada insan olarak kalacak ve eceliyle ölecektir. İşte bu sınanmaya tabi tutulan oyunun başkahramanı melek, kendini Türkiye’de bir porno film setinde, oyuncu Leyla’nın bedeninde buluverir.” Vakit gazetesinin haberinde, Kumbaracı 50 tiyatrosunun adı Kumbara 50 olarak yazılmış, oyunun senaristi ise Melis Tezkan ve Okan Urun olarak belirtilmiş. Maddi hatalarla dolu haberde &lt;/span&gt;&lt;a oncontextmenu="return false;" onmouseover="showAd('24634','102187' ,event);clearAdInterval();" onmouseout="hideAd();" target="_blank" name="aspx1"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;şu&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt; ifadeler dikkat çekiyor: “Ahlaksız senaryosunu Melis Tezkan ve Okan Urun'un yazma cesaretini gösterdiği ‘Yala ama yutma' adlı oyunda melekler arasındaki sözde kurala göre her yüzyıl, bir sınavdan geçmek üzere melekler dünyaya gönderiliyor. Ahlaksız senaryoya konu olan melek ise bu sınav kapsamında, kendini Türkiye'de bir porno film setindeki oyuncunun bedeninde buluyor.” Vakit, haberinde Milli Gazete Kültür Sanat Editörü &lt;/span&gt;&lt;a oncontextmenu="return false;" onmouseover="showAd('24636','101217' ,event);clearAdInterval();" onmouseout="hideAd();" target="_blank" name="aspx1"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;ve&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt; Tiyatro eleştirmeni Bünyamin Yılmaz ile tiyatrocu Birol Cüngül’den de oyunun ahlaksız olduğuna ve kaldırılması gerektiğine destek olan görüşlere de yer verdi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Milli Gazete Kültür Sanat Editörü ve Tiyatro eleştirmeni Bünyamin Yılmaz, "Bu sadece Müslümanları değil, bütün din mensuplarını kızdırır. Modern zihinle inanç değerlerinin sentezini yapmak sağlıklı bir durum değil. Bu çok tehlikeli olabilir. İnsan bedenine meleğin girmesi çok saçma bir durum. Melekler inancımıza göre korunmuştur. İnsanın pisliğini meleklere bulaştırmak mümkün değil" diye konuştu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;"Bu oyun sahnelenmemelidir" diyen Tiyatrocu Birol Cürgül ise "Sosyal meseleleri ve problemleri, müstehcenlik aracı kılınarak gündeme getirmeyi ve bunu tiyatro sahneleri aracılığı ile yapmayı her şeyden önce başka sosyal problemleri doğurmaya yönelik bir davranış olarak değerlendiriyorum. Ayrıca toplumun inanç değerleri üzerinde tahrifat yapma alışkanlığının hala devam ettiğini görüyoruz. Bu konunun dini mihraklarca incelenmesi gerektiğini ve bu oyunun sahnelenmemesi gerektiğini düşünüyorum" dedi. Habere gelen yorumları haberin içeriğinin yaratmak istediği etkiyi açıkça gözler önüne serdi (İmla hatalarına dokunulmamıştır):&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt; “Nerdesiniz yetkililer?????Resmen provakatör bunlar !!!! Elimize sopaları alıp salonumu basalım?, bun denli densiz ve dinsiz oldukları için cezalarını bizmi verelim nerde seçilen ve atanan sorumlular??nerde?” &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;“HAYVANLAR ÖZGÜRDÜR hayvanların utanma ve haya duyguları olmaz arkadaşlar. Bu hayvanlardan nasıl olurda utanma arlanma beklersiniz.”&lt;br /&gt;HAKARET&lt;br /&gt;söylenecek en asagilik kelime bile az kalir.suurlu bir insan kalkipda siddete dayanan bir tepki gösterse kendisini yetkili sayanlar kimi suclar acaba.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;İdil Biret konseri akıllara geldi Vakit gazetesi yine Temmuz ayında Topkapı Sarayı’nda sergilenecek İdil Biret konseri öncesinde “Mini etekler kızların servis ettiği şarapları içecekler” diyerek konseri provoke etmiş, Alperen Ocakları üyeleri de konser günü saldırıda bulunmaya çalışmıştı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;KUMBARACI 50’DEN AÇIKLAMA: SORUMLULAR AÇIKTIR Metni Özen Yula'ya ait olan ve biriken tarafından sahneye koyulan Ayça Damgacı, Nebil Sayın, Cem Yanılmaz, Can Anar ve Ovez Muradov 'un oynadığı 'Yala Ama Yutma!' oyunu bir gazete tarafından gerçeğe uygun olmayan şekilde habere konu edilmiştir. Oyunla ilgili yapılan haberde maddi hataların yanı sıra pek çok kışkırtıcı bilgi bulunmaktadır. Oyun herhangi bir dine saldırı ya da aşağılama unsuru içermemektedir. Oyunla ilgili provakasyonlar konusunda herkesin sağduyulu davranmasını rica ediyoruz. Bundan sonra bu sanat olayına yönelik herhangi şiddet gerçekleşirse sorumluları açıktır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Radikal Gazetesi internet sayfasından alınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-8953660697667390206?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/8953660697667390206/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=8953660697667390206&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/8953660697667390206'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/8953660697667390206'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2010/02/hafza-gunlugu-1.html' title='Hafıza Günlüğü -1-'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/S2kVJ9tfAnI/AAAAAAAAAH0/jDaGfLCAwUU/s72-c/tiyatro.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-7932379199595147543</id><published>2010-01-27T23:05:00.000-08:00</published><updated>2010-01-27T23:10:47.617-08:00</updated><title type='text'>Babalar,çocuklar,devletler,katiller...</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;"&gt;Radikal Gazetesi web sayfasından alıntıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;KARİN KARAKAŞLI (&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=DetayliAramaSonucV2&amp;amp;ItemsPerPage=10&amp;amp;PAGE=1&amp;amp;CategoryTypeID=-1&amp;amp;Keyword=&amp;amp;SameKeyword=&amp;amp;NotKeyword=&amp;amp;CategoryID=-1&amp;amp;prmEk=0&amp;amp;AuthorKeyword=&amp;amp;MuhabirKeyword=KARİN" startdatenull="'&amp;amp;endDateNull=" asc="0"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Arşivi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;)&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;"&gt;Okullarda dönem sonu yaklaşırken, bazen sınıflarda film izliyoruz. Bu haftanın başında benim şansıma Uçurtma Avcısı düştü. Afganistan’ın acılı yakın tarihini ailelerin ve kuşakların hikâyesi üzerinden veren filmde, ihanet ve sadakat, kardeşlik ve düşmanlık kavramları bir ömür süren ödeşmeler üzerinden oya gibi işleniyordu. Çünkü pişmanlıkla birlikte içine bir kez “Neden böyle ettim?” sorusu kaçmışsa, ne denli inkâr etsen de hayatın, hep o yanıtı aramak ve hikâyeni bir Allahın kuluyla paylaşmayı ummakla geçecektir. Filmde Kâbil’in gökyüzünde uçurtmalar uçuşurken bir baba oğluna kendi aradığı bir yanıt olduğunu da itiraf edercesine şöyle diyordu: “Yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar, hırsızlığın bir çeşitlemesidir. Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun. Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun. Anlıyor musun?”Gözümü yeniden kırptığımda İstanbul göğünde kar taneleri vardı. O taneler, kalabalıkla birlikte durduğumuz yerde başımızı kaldırıp da camdan bize haykıran genç adama öylece bakarken gözümüzün içine yağıyordu. “Ben bu dünyanın camını çerçevesini kırmak istiyorum. Önce şu Agos’un güvenlik camlarını indirmek istiyorum. Babamın büstü var içeride, onu da kırmak istiyorum. Çünkü ben büstleri değil, insanları seviyorum” diyordu o genç adam. “Üç yıl sonra neredeyiz? Neler yaşandı biliyor musunuz?” diye soruyordu. Biliyor musunuz, aslında anlıyor musunuz sorusuydu. Biliyoruz diye bağırdı binlerce insan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Öldürenleri övmek&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;"&gt;Bilenler artık tek bir seste ortaklaşıyordu zaten. Bir gün önce gazeteci Abdi İpekçi’nin katili Mehmet Ali Ağca’nın Sincan F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilmesi dolayısıyla aralarında Hrant Dink’in ailesinin de yer aldığı siyasi cinayet mağduru 16 aile, ibretlik gerçeği haykırmıştı: “Asıl üzücü olan tetikçilerin yüceltilmesi, maddi ve manevi olarak desteklenmesidir. Ses getiren cinayetleri işleyenlere evlenme teklifleri gelmesi tüm dünyada sık rastlanan bir toplumsal psikoz örneği. Ancak katillerin örgütlü şekilde cezaevinden kaçırılması, anı fotoğrafı çekilmesi, eli kanlı kişilerle gurur duyulması ne üzücü ki ülkemize has bir görüngü ve moda olmuştur. Katillerin kahraman ilan edilmesini, katillikten sermaye biriktirilmesini, katilliğin ranta çevrilmesini kınıyoruz. Ağca ve benzerlerini, düşünceyi kurşunla susturmaya çalışan, kurbanını tanımadan öldürenleri övmek insanlık suçudur.”Çocuklar, babalarının devamıdır. Hayatın sürekliliği, ölümlü dünyanın ölümsüzlük ihtimalidir. Devletler de sürekliliğe büyük önem verir. Devletin bekası sözünün ağırlığı bu yüzden kendinden önce gider. Ama mesele bu bekanın ne üzerinde sağlandığı. Yurttaşlar üzerinden mi, katiller üzerinden mi...Arat, adaletine güvenmediği bu ülkede, üç yıldır yurttaşın üzerinden sağlanacak bir beka umuduyla yaşıyor. “Üç yıl önce babama ağlarken, hayatımın en kötü gününde öfke içindeyken, siz şaşkınlığı eklediniz ona. Üç yıl önce sizin sayenizde içime umut doğdu. Sizinle birlikte babamın üç yılının hesabını soracağımızı ümit ediyorum” diyor. Sadece o üç- dört tetikçinin değil, Valiliğin nasıl mahkemeyle dalga geçtiğini paylaşıyor. Hepimiz Ermeniyiz diyen bir kalabalığa da katiller üzerinden sağlanmaya yeltenen bekanın tarihsel bilançosunu anımsatıyor: “Biz bu ülkede yüzde 20’ydik, bugün binde bir bile değiliz. Yüzyıl önce avdık şimdi yem olmuşuz, yem.” Bir ülke kendi kaderini şu basit denklemle belirler. Devlet olarak neyinle övünüyorsun; katilinle mi, yurttaşınla mı? Yurttaşlarını neye göre ayırıyorsun? Katli vacipler ve yaşamasına icazet verilenler olarak mı? Peki asıl öldürmeye çalıştığın ne? Kendini açık etme korkun mu? Neyi saklıyorsun öyleyse? Nedir bu kadar kanla gizlemeye çalıştığın? Nedir bizden topluca çalınan?Günlük hayatları dökülen ve hesabı verilmeyen kanla parçalanmış tüm aileler, adaleti tecelli ettirmeyen bir devletin, katiliyle anılan bir devletin yurttaşı bilinmenin nasıl da haram bir yaşam olduğunu haykırıyor. Alınan nefesin, içilen bir yudum su, ağza atılan bir lokma ekmeğin zûl olduğunu. Çünkü katilleri yüceltmek, devletleri rakımsız kılar. Bir daha hiçbir özlü sözün, andın, resmi açıklamanın kurtaramayacağı bir alçaklığa tutsak eder, belini doğrultamazsın omurgan kalmadığından. Ararat ya da Ağrı, sınırın iki yanında da ayrı hikâyeleri ortak umutta birleştiren vakur bir dağdır. Keyfine göre bir görünüp bir yok olmasıyla, nice söylenceye konu oluşuyla biriciktir. Arat Dink de bu ülkenin biricik evladıdır. Tıpkı babası gibi, Türkiye’yi anlatan bir adamdır. Eş, kardeş, evlat, torun vs. ailenin tüm diğer fertleri ile birlikte halen burada kaldığı için Türkiye’yi yaşanılır kılan insandır. O, 19 Ocak konuşması yapmadı. Babasını da sırtladığı bir koca dünyada, ezim ezim getirilmeye çalışılan erkeklik gururunu geri aldı. Dünyanın en muhteşem konuşma ve yazılarının Hrant’ı geri getirmeyeceğini biliyoruz. Kaybedeceğini kaybetmiş olanların anlayabileceği bir bilgiyle biliyoruz. Onlardan, bizden, hepimizden çalınan canın yerine konacak bir can yok. Telafi yok, teselli yok. O yüzden kimse üç- beş tetikçiye verilecek birkaç yıllık cezaları adalet diye yutturmaya çalışmasın. Arat’ın sözünden utansın. O vakur isyanda buluşmak, öfkeden umut, hınçtan sevgi, kalleşlikten adalet damıtmanın yolunu gösteriyor. Duvarlara toslaya toslaya, el yordamıyla aranan bir yolu. Bir oğul, babasına reva görülenin isyanında hepimize yeniden o yolu sundu. Devlete katilinden değil yurttaşından bilinme yolunu. Hepsi bu.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-7932379199595147543?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/7932379199595147543/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=7932379199595147543&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/7932379199595147543'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/7932379199595147543'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2010/01/babalarcocuklardevletlerkatiller.html' title='Babalar,çocuklar,devletler,katiller...'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-8493190715118893033</id><published>2009-10-02T08:41:00.000-07:00</published><updated>2009-10-02T08:43:36.515-07:00</updated><title type='text'>Türkçe konuşmaktan aciz olmak-olabilmek...</title><content type='html'>http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=t%C3%BCrk%C3%A7e+konu%C5%9Fmaktan+aciz+milliyet%C3%A7i&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-8493190715118893033?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/8493190715118893033/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=8493190715118893033&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/8493190715118893033'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/8493190715118893033'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2009/10/turkce-konusmaktan-aciz-olmak-olabilmek.html' title='Türkçe konuşmaktan aciz olmak-olabilmek...'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-5383033162214040040</id><published>2009-08-17T04:30:00.000-07:00</published><updated>2009-08-17T04:38:18.027-07:00</updated><title type='text'>Bilmem ne KAMP ( Bodrum’da işte… )</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SolAjryI7SI/AAAAAAAAAHs/faqUnJIMLyM/s1600-h/26393.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 94px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SolAjryI7SI/AAAAAAAAAHs/faqUnJIMLyM/s200/26393.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5370895012408651042" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'Comic Sans MS';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Yakın zamanda aslında tam olarak da 20 Temmuz’un başlangıç olduğu yanmış, bitmiş, kül olmuş bir organizasyon ile ilgili söyleyeceklerim. Aslında amacım yine, yeni ve yeniden uyarmak ve de mümkün olduğunca organize bir halde harekete geçebilmektir. Gençliğin ve belki de tecrübesizliğin verdiği bir aldanmışlık haliyle her şeye inanan ve de katılan bir bünye olarak yaşama devam etmeye çalışıyorum. Umarım bir yerde bir şeyler telafisi olunmaz hale gelmez…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;; mso-bidi-font-family:Tahoma;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Organizasyonun batışı-yıkılışı ve de sonrasındaki toz toprak içindeki günlerin tartışması için ilgili platforma yolculuk için ilişim tam olarak aşağıda ;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'Comic Sans MS';"&gt;&lt;a href="http://www.facebook.com/group.php?gid=123973183085&amp;amp;ref=ts"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;http://www.facebook.com/group.php?gid=123973183085&amp;amp;ref=ts&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-5383033162214040040?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/5383033162214040040/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=5383033162214040040&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/5383033162214040040'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/5383033162214040040'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2009/08/bilmem-ne-kamp-bodrumda-iste.html' title='Bilmem ne KAMP ( Bodrum’da işte… )'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SolAjryI7SI/AAAAAAAAAHs/faqUnJIMLyM/s72-c/26393.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-8016267880352190065</id><published>2009-08-17T04:25:00.001-07:00</published><updated>2009-08-17T04:29:23.951-07:00</updated><title type='text'>TeknoSA'ya HAYIR!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/Sok-f4TRxwI/AAAAAAAAAHk/K3JQ6JGDbSw/s1600-h/tekno1.1.gif"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 160px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/Sok-f4TRxwI/AAAAAAAAAHk/K3JQ6JGDbSw/s320/tekno1.1.gif" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5370892748026136322" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;; mso-bidi-font-family:Tahoma;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Uzun süredir zevkle alışveriş yaptığınız ve özellikle de Sabancı ismine güvenerek bunu yaptığınız da güven konusunda sahiplendiğiniz değerlerin ne kadar da kolay sarsılabilir hatta un ufak edilebilir olduğunu fark ediyorsunuz ne yazık ki. Neden mi! Çünkü neredeyse koca bir yaz dönemi boyunca kandırıldım ve de en sonunda kendimi enayi gibi hissetmeme neden olan bir olayla karşılaştım… Hiç almadığım hatta ucundan kıyısından bile yararlanmadığım bir hizmetten ötürü bu öğrenci ser sefil halimle 20$ + KDV ödemek zorunda bırakıldım. Eğer arada bir daha satın alma imkânımın yakın gelecekte hiç bulunmadığı bir dizüstü bilgisayar ve de kaybetmekten ödüm koparcasına korktuğum bilgilerim olmasaydı işler çok daha fazla içinden çıkılmayacak hale gelebilirdi. Güya amacım akıllılık ederek TeknoSA’nın bana lütfederek sağlamış olduğu 2 yıllık garantinin son günlerinden yararlanarak bu oldukça basit arızadan kıl payı kurtulmak ya da kıl bile kaptırmadan kurtulmaktı. Normalde birkaç günde 30 – 40 lira karşılığında hallettirebileceğim bir teknik safsatayı belki de biraz daha uzun süre beklerim ama olsun en azından cebimden beş kuruş çıkmaz diyerek başladığım bir ölüm kalım macerasının hikâyesidir şu gördükleriniz. Bundan sonra yazdıklarım öznel katkılar dışında tamamen nesnel ve de olup bitenin teknik açıklaması şeklinde olacaktır(!).&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Tahoma;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Dizüstü Bilgisayarın Şubeye servise gönderilme amacıyla teslim ediliş tarihi: 15 Haziran 2009&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Tahoma;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Aracı şubenin servis merkezine gönderiş tarihi: 16 Haziran 2009&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Tahoma;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Tahoma;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Şubeden gelen ilk telefon ve de kullanıcı hatası olduğunun bildirilmesi: 27 Temmuz 2009&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Tahoma;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;; mso-bidi-font-family:Tahoma;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Sorunun oluşumunun kullanıcı hatasından kaynaklandığı tespit edildiği için tamir işlemi ücrete tabir tutulacakmış ve de tamirin maliyeti 193$ + KDV imiş ama eğer bu ücreti ödemeyi kabul etmezsem eğer tanı ve de teşhis için 20$ + KDV ödemeliymişim. Aksi takdirde ürünü geri alamazmışım (!) O gün ile ilgili en son hatırladığım şey telefonun diğer ucundaki kadının benim KİMİN MALINI KİME VERMİYORSUNUZ höngg bağırışlarımla telefonu kapatışıydı.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Tahoma;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Teşhis ve de tanı için belirlenen ücretin bankaya gidilerek paşa paşa yatırılması: 31 Temmuz 2009 &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Tahoma;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Ürünün tekrar elime ulaşması: 4 Ağustos 2009 &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Tahoma;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Bana giren çıkan: Dizüstü Bilgisayarım olmadan geçen 49 yaz günü ve gecesi ayrıca 35 lira ( 20$ + KDV ) &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Tahoma;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Teşekkürler TeknoSA…&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-8016267880352190065?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/8016267880352190065/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=8016267880352190065&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/8016267880352190065'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/8016267880352190065'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2009/08/teknosaya-hayir.html' title='TeknoSA&apos;ya HAYIR!'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/Sok-f4TRxwI/AAAAAAAAAHk/K3JQ6JGDbSw/s72-c/tekno1.1.gif' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-8414830169223604151</id><published>2009-06-08T00:04:00.000-07:00</published><updated>2009-06-08T00:29:52.009-07:00</updated><title type='text'>Ayıp mı Günah mı ? Ya da her ikisi veya hiçbiri...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/Siy9PojMFBI/AAAAAAAAAHc/roWxPDBI0R0/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5344854934062634002" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 126px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/Siy9PojMFBI/AAAAAAAAAHc/roWxPDBI0R0/s200/untitled.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/Siy4p21gp2I/AAAAAAAAAHU/iB8p6IkCd6U/s1600-h/brrilkkk.jpg"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;30 yıl sonra bir ilk!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Suudi Arabistan'da sinema gösteriminin 30 yıl önce yasaklanmasının ardından, ilk defa geçen Cuma günü başkent Riyad'da bir film oynatıldı. Dubai'de basılan Gulf News'in haberine göre, Suudi aktör Feyyaz El Maliki'nin oynadığı 'Manahi' adlı komedi filmi, Kral Fahd Kültür Merkezi'nde geniş bir topluluk tarafından izlendi. Film gösteriminin. Suud kültürü ve toplumu açısından önemli bir dönem noktası olduğu belirtildi. Filmin, Suudi milyarder Prens El Velid Bin Talal'a ait Rotana adlı medya şirketi tarafından Suudi Arabistan'da gösterildiği öğrenildi.Daha önce Cidde ve Taif şehirlerinde de oynatılan film, ilk defa halka açık ve ücretli gösterildi. Film, 25 bin erkek ve 9 bin bayan tarafından ilgiyle izlendi. Körfez ve Arap dünyasının popüler aktörü El Maliki, gazeteye verdiği demeçte, aşırıcı militanlardan telefonda her gün tehdit aldığını söyledi. El Maliki ayrıca filmde yedi Suudi aktör ile iki bayan aktörün de rol aldığını kaydetti. Filmde, çabuk zengin olmak isteyen saf bir bedevinin borsadaki maceraları ve dolandırılması konu alınıyor. Prens El Velid, filmin gösteriminden elde edilen gelirleri ülkedeki kanser hastalarının tedavisi için bağışlayacak.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;( Haber Türk'ten alıntıdır.)&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Coğrafi olarak yakın bölgelerde ikamet eden farklı kültürlere ve de kimliklere sahip toplumların sahip oldukları ya da aslında olamadıkları avantajlar ve de dezavantajların neler olduğu düşünüldüğünde; hayatın kimin ya da kimler için daha adil ve kolay kimler için ise daha zorlu ve adaletsiz olduğunu kolayca görebiliyoruz aslında. Ama bazılarımız için pek de görülmeye değer ve de üzerinde durulması gerektiği düşünülen bir konu değil bu. Çünkü kulak arkası etmek, görmemezlikten gelmek, seslenen ağızlara, bağıran yüzlere el göz kapamak pek bir kolay pek bir kolaycılık ne de olsa... Yeniliklerin, değişimleri ve de dönüşümleri getirdiği her gün, hayat yaşanmaya daha bir değermiş gibi görünür... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Suudi Arabistan halkının bu çağda, bu zamanda, bu diyarda elde edemediği fırsatların söz konusu edilesi eşitsizliği kimin suçu ? İnsanların kapalılığı da açıklığı da korkutucu, yasakları ve değerleri acı verici... İnançları sorgulayıcı, toplumları yargılayıcı... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;İfade özgürlüğünün önemi ve de sanat üzerine düşünebilmek...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-8414830169223604151?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/8414830169223604151/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=8414830169223604151&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/8414830169223604151'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/8414830169223604151'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2009/06/ayp-m-gunah-m-ya-da-her-ikisi-veya.html' title='Ayıp mı Günah mı ? Ya da her ikisi veya hiçbiri...'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/Siy9PojMFBI/AAAAAAAAAHc/roWxPDBI0R0/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-1671396612539221942</id><published>2009-06-02T11:18:00.000-07:00</published><updated>2009-06-02T12:02:38.363-07:00</updated><title type='text'>TüketMEk</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SiV3OA7so4I/AAAAAAAAAHM/9wVkx_Hfb0o/s1600-h/Resim1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342807615597224834" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SiV3OA7so4I/AAAAAAAAAHM/9wVkx_Hfb0o/s200/Resim1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Bitirmek? Acı çektirmek? Zorlamak, zorlatmak yeri geldiğinde dibini sıyırmak... Acımamak, acıtmak yeri gelmediği anlarda bile; yerine geçmek, yer almak, yerden kaldırmak. Yaşamak için, hayatta kalmak için savaşmak mı yoksa yaşamı uğruna savaşır hale getirmek mi? Bu bir bayrak yarışı mı yoksa bir pahalı görünen ama bir o kadar ucuz olan bir soyratı gösterisi mi? Yediklerinden, yemediklerinden sorumlu olduğun bir aile akşam yemeği değil bu... ne de tabakta arta kalanlar arkanda ağlayacak ne de tüketmediğin her tane bezelye ya da her somun ekmek için öğrenci sicil defterine işleneceksin... Hiçbiri olmayacak... ne karşı apartmandaki hırsızların kendi evlerini soymak için kapıyı zorladıklarını ne de süpermarketlerdeki kasalarda bekleşen, indirimlerdeki ürünleri kapış kapış götüren insanların azaldığı günleri göreceksin. Hey sen yediği ile sıçtığı o dışkı niyetine suya yuvarladığın arkasından da kokulularının bile olduğu kağıt parçaları ile kendini temizlediğini sanan, şu an o parlak ekranda, renkli dünyanda, o dünyaya 15 cm mesafedeki gözlerin ile bu kelimelerin üzerinde dolaşan Adem'in evladı(!) Dinle ! Sadece okuma...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-1671396612539221942?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/1671396612539221942/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=1671396612539221942&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/1671396612539221942'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/1671396612539221942'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2009/06/tuketmek.html' title='TüketMEk'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SiV3OA7so4I/AAAAAAAAAHM/9wVkx_Hfb0o/s72-c/Resim1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-5959691960272485977</id><published>2009-05-21T03:56:00.000-07:00</published><updated>2009-05-21T04:01:38.281-07:00</updated><title type='text'>Pınar Selek</title><content type='html'>Paylaşmak istediğim Pınar Selek röportajı...&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Benim derdim erkeklerle değil 'Erkeklik'le!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.pinarselek.com/public/rop_01.htm"&gt;http://www.pinarselek.com/public/rop_01.htm&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-5959691960272485977?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/5959691960272485977/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=5959691960272485977&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/5959691960272485977'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/5959691960272485977'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2009/05/pnar-selek.html' title='Pınar Selek'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-1935428238047961139</id><published>2009-05-21T03:40:00.000-07:00</published><updated>2009-05-21T03:55:48.681-07:00</updated><title type='text'>Gen Pek Bir Bencildir...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/ShUzLrBtKsI/AAAAAAAAAG8/Y1i_4cIquO0/s1600-h/1748-Gen-Bencildir.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5338229208939047618" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 120px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/ShUzLrBtKsI/AAAAAAAAAG8/Y1i_4cIquO0/s200/1748-Gen-Bencildir.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Richard Dawkins'in Gen Bencildir ( The Selfish Gene) adlı kitabının kişisel bir analizidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Şempanze ve insanın evrimsel geçmişlerinin yaklaşık yüzde 99,5’i ortaktır; yine de birçok mantıklı insan şempanzeye eğri büğrü, insanla ilişkisiz, tuhaf bir yaratık olarak bakar ve kendisini Mutlak Yaradan’a erişme yolunda bir basamak taşı olarak görür.&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn1" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=6196022550601308005#_ftn1" name="_ftnref1"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;İngiliz uyruklu etolog,yazar,evrim kuramcısı,Oxford Üniversite’sinde zooloji Profesörü olan Richard Dawkins Gen Bencildir adlı kitabına bu cümle ile başlıyor.Üç milyar yıl önce doğal seçilim olarak tanımlanan bir süreç içerisinde Dünya üzerinde görüp görebileceğimiz tüm canlılar bugünkü hallerini, görünümlerini almışlardır.Her şey aslında Richard Dawkins’e göre canlı hayatını devam ettirebilen, sürdürmeye müsait genler aracılığıyla, bu genlerin sayıca diğer nesillere aktarılması ile doğal seçilim çerçevesi içerisinde gelişmiştir.Darwin ve Mendel’in başlattığı akabinde R.A.Fisher’ın , W.D. Hamilton’ın ,G.C.Williams ve J. Maynard Smith’in devam ettiği doğal seçilim kuramını sosyal bir bakış açısı ile özverili ve bencil davranış kuramları, çıkarcılığın genetik tanımı,saldırgan davranışların evrimi ve nedeni,kanbağı kuramı,eşey farklarının doğal seçilimi gibi başlıklar altında Richard Dawkins okuru tartışmaya çağıran “popüler“ üslubu ve geniş bilgi birikimi ile bu kitapta ele almıştır.Kitapta özellikle bilime yabancı olan okuyucu düşünerek hemen hemen hiç teknik terim kullanmamış; özel sözcükler kullanması gereken yerlerde de söz konusu bu sözcükleri tanımlamıştır.&lt;br /&gt;Kullandığı yalın üslup ve duruluk sayesinde okuyucuya hem soluk aldırırken hem de ehli olduğu biyoloji konusunda ve özellikle de bencil davranışları tanımlarken kullanmış olduğu “doğadan” bizzat hayvanlardan oluşan örneklerle neredeyse kusursuzca yapılan gözlemlerin inanılması güç sonuçları ve nedenleri ile okuyucu karşı karşıya getiriyor ki sermiş olduğu mantığın anaforu içinde kaybolup gidilmesi yerine okuyucu kitaptan aldıkları ile düşünce yumağında kendini aşabilsin ve tartışmaları ileriye götürebilsin. Anne ve Baba kavramları üzerinde kurmuş olduğu “yatırım“ ilişkisi sosyal hayat içerisinde ebeveynlere yüklenmiş olan ya da yüklenmiş oldukları kimliklerin aslında çok altında, pek derinlerde o gözle görülemeyecek sarmalın içerisinde bir yerlerde, kendi soyunu, kalıtsal özelliklerini devam ettirebilmek adına bir çeşit danışıklı dövüş halinde bulunabildikleri, diğer bir yandan çıkar çatışması- fayda sağlama yarışı olabileceğini de gözler önüne sermekte. Richard Dawkins GİRİŞ kısmında seslenircesine bir eda ile “Bizler yaşamkalım makineleriyiz, genler adıyla bilinen bencil monekülleri körü körüne korumak için programlanmış robot araçlarız.” Diyor ve sanki tüm canlı hayatının, sosyal yaşantıların, durmak bilmeyen teknolojik gelişmelerin öznesi olan insana sen aslında yalnızca bir meşale taşıyıcısısın, amacın meşaleyi sönmeden, ta ki diğer taşıyıcı ile karşılaşıncaya kadar tüm doğa koşullarından ve her türlü engeli bertaraf ederek, aynı bir bayrak yarışı gibi ya da her ne olduğu önemli olmayan bir meşale taşıyıcısı gibi ana hedefe ulaşılıncaya dek, korumak, en sağlıklı-başka bir anlamda kaliteli iken genlerini aktarmaktır. Gezegendeki zeki varlıkların gün gelecek varlıklarını soracak yaşa gelecekler ve “Yaşamın bir anlamı var mı? Niye varız? İnsan nedir? Gibi sorular soracaklardır der Richard Dawkins. Ancak Evrimi biliyor isek buna verebileceğimiz cevap hurafelere sığınarak verilen kaçamak cevaplar olmamalıdır diye düşünüyor.Ancak Richard Dawkins özellikle de belirtiyor ki bu kitapta amacım Darwinciliğin avukatlığını yapmak değil,bencillik ve özverinin biyolojisini&lt;br /&gt;İncelemek. Başarılı bir gen bencilliği ön planda olan gendir diyor. Ayrıca genin bencilliği ona göre bireylerin davranışlarında da bencil olmalarına yol açacaktır ve açıyordur. Özverili davranışa şöyle bir örnek veriyor Richard Dawkins “ İşçi arıların sokma davranışı bal hırsızlarına karşı çok etkili bir savunmadır. Sokucu arılar, kamikaze dövüşçüleridir; sokma eylemi sırasında, hayati önemdeki iç organlar genellikle vücudun dışında çıkar ve arı, soktuktan hemen sonra ölür. Bu intihar eylemi koloninin çok önemli besin depolarını kurtarmış olabilir fakat arı, bunun faydalarını görmek için ortalıklarda olmayacaktır.” Bu demek oluyor ki özverili davranış örnekleri ile doğal yaşam içerisinde sıkça karşılaşabiliyoruz.&lt;br /&gt;Ancak sorun şu ki bencil genlerimiz ve bunların davranışlarımıza yansıyan yanları bizi özverili olmaya çalışmaktan uzaklaştırıyor mu? Ya da sergilediğimiz özverili davranışların belki de tümü altında yatan genlerimizin hayatta kalmasını sağlama amacı üzerine mi? Darwin’in en uygunun yaşamda kalması kuralı içerisinde en uygun ile kastedilen nedir ve uygunluk neye göre belirlenir? Evrim engellenebilir mi? Evrimin ürünü olan bizler evrimi istedik mi? Var olmaya devam edebilenler yani bizler, kendimiz yani bizi meydana getiren genler için daha iyi yaşamkalım makineleri yapabildiğimiz için mi şu an hayattayız? Bizler yani bu etten, kemikten ve dokulardan oluşan bedenlerimiz amaca ulaşıldığında bir kenara konulacak mı? Genler jeolojik zamanın yerleşik ve ölümsüz sakinleriler mi? Sir Peter Medawar’ın dediği gibi “Yaşlı bireyler türün diğer bireyleri için özverili bir davranışta bulunarak ölürler, çünkü üreyemeyecek denli bitkin düştüklerinde dünyayı amaçsız bir kalabalık haline getirirler “ mi?&lt;br /&gt;Kafalarda oluşabilecek yüzlerce belki binlerce soru… Hayata, ölüme, yaşam amacına, yaşlılığa, yaratılışa ve her türlü bilinmezliğe ve de kesinleştirilemeyene doğrultulan soruların namludan bakıldığında nasıl göründüğü, nasıl bir etki yaratabileceği de kendi içinde yine bir bilinmezliği doğuruyor belki de. Önyargılardan, dini bağnazlıktan kurtulamayan ve de farklı bakış açılarına kapalı, farklılıkları sindirememiş bünyelerde hazımsızlığa neden olabilir. Benden söylemesi…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn1" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=6196022550601308005#_ftnref1" name="_ftn1"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt; Gen Bencildir The Selfish Gene , Richard Dawkins&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-1935428238047961139?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/1935428238047961139/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=1935428238047961139&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/1935428238047961139'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/1935428238047961139'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2009/05/gen-pek-bir-bencildir.html' title='Gen Pek Bir Bencildir...'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/ShUzLrBtKsI/AAAAAAAAAG8/Y1i_4cIquO0/s72-c/1748-Gen-Bencildir.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-4714972570605746955</id><published>2009-05-11T07:27:00.000-07:00</published><updated>2009-05-11T07:37:45.802-07:00</updated><title type='text'>Yatay Toplum</title><content type='html'>Lawrence M. Friedman'ın Yatay Toplum isimli kitabından alıntıdır.(Kültür Yayınları) Çeviren:Ahmet Fethi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Yaş Grupları ve Gençlik Kültürü&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Modern toplumda gençlik kültüründen epeyce haberdarız. Yaş bölüklerinden ve akran gruplarından da haberdarız. Medya X kuşağından, nüfus patlaması kuşağından ve diğer gerçek ya da imgesel bölüklerden söz etmeyi sever. Yaş bölükleri antropologları şaşırtmaz; çoğunlukla yaşamın bir aşamasından diğerine geçişin işareti olan ayrıntılı görenekleriyle, her tür toplumda onlara rastlarlar. Fakat o toplumlar yüz yüze toplumlardır. Modern yaş bölüğü, birbirinden çok uzak yaşayabilen ve çoğunlukla da uzak yaşayan üyelerden oluşur.&lt;br /&gt;Gençlik kültürü kavramı bazı bakımlardan yanıltıcıdır. Kuşkusuz çağdaş toplum popüler kültürde gençliğe önem verir-zevklerine, alışkanlıklarına, yaşam tarzlarına. Spor yıldızları her zaman gençtir; film ve rock yıldızları da(genel olarak). Fakat modern kültürü bir gençlik kültürü haline getiren şey, tam da ait olmak için genç olmak zorunda olmanız olgusudur. İstediğiniz yaşta gençliğin müzik zevkine, yürüme, konuşma, giyinme ve saç kesim tarzına öykünerek gençlik kültürüne katılabilirsiniz-tıpkı bir dine girebileceğiniz gibi. Yatay toplumda yaşam tarzları en azından görünen düzeyde şaşırtıcı ölçüde akışkandır. Hızlı iletişim bunu olanaklı kılar. Los Angeles’te çeteler arasında başlayan bir tarz, altı ay sonra Paris’e ulaşıp modayı etkileyebilir. Tarzlar sadece akışkan değil, herkese açıktırlar da. Tıpkı suşi yemeniz için Japon olmanız gerekmediği gibi, gençlik giysileri giymek için genç olmanız gerekmez. Zengin olmanız da gerekmez. Blucin bir bakıma oldukça demokratiktir.&lt;br /&gt;Gençlik kültürü (paradoksal bir biçimde) bugünlerde hiç kimsenin yaşlanmasına gerek olmadığı anlamına gelir. ( Elbette sağlıklı olmaya ve de biraz paraya ihtiyacınız var.) Şimdi yaşlılar sanki gençmiş gibi davranmayı tercih edebilirler. Tıpkı bir gençlik kültürünün var olması gibi, bir kıdemli kültürü de vardır; altın yaşlarda olmayan hiç kimse isteyerek tercih etmese de. Başka bir ifadeyle, hiç kimse yaşlılara aldırmaz-mecbur kalan politikacılar hariç. Politikacıların mecbur olmasının nedeni, yaşlıların sadık seçmen olmaları, güçlü bir lobi oluşturmaları, ekonomide ve siyasal yapıda hatırı sayılır bir güce sahip olmalarıdır. Gerçi pek çok yaşlı Gri Panter değildir, hatta kamusal işlerde bile aktif değildir. Fakat sahici bir çıkar grubu oluşturmaya yeterler. Bu grup, diğer şeylerin yanı sıra zorunlu emekliliğe son verilmesi için savaşır. Yaşlılar her şeyden önce emeklilik maaşı ve sağlık yardımı isterler; fakat bir kısmı, gençlerin yaptığı her şeyi yapmayı tercih etme hakkını ister. Dolayısıyla altın yaşlarda seks üzerine tüm literatürü ve benzeri… Yatay bir toplumda, vücut elverdiği sürece yaşlılar katı yaş derecelerine dayanan sosyal düzenlerde onlardan esirgenen birçok seçeneğe sahiptirler.&lt;br /&gt;Woodstock Ulusu’nun-rock and roll müziğini takıntı haline getiren ve genel olarak konuşursak hippi eğilimli gençlerden oluşan grup-üyesi olan yaşlıların sayısı fazla değildir.( Bugünlerde bu ulusun ilk üyelerinden bazıları orta ve orta yaş üstüne yaklaşıyor.) Bu tür uluslar yatay olarak oluşurlar; söz medya aracılığıyla kartopu gibi büyüyerek yayılır. Woodstock Ulusu sadece bir metafordur; hiç kimsenin bu ulusa tutkulu bir bağlılığı yoktur; en azından çok-kültürlü bir toplumda diğer pek çok ulusla karşılaştırıldığında. Bir rock konserinde buluşan insanlar, kesinlikle istikrarlı bir grup değildir. Aslında birbirlerinden çok sahnede bağırıp çağıran göstericilerle etkileşirler. (MTV izleyicileri kadar yalıtık değildirler.) Onları birbirine bağlayan şey konser deneyimi değil, bir kültürdür, bir zihin çerçevesidir. Modern toplumda uluslar istikrarlılık derecesi ve bağlılık miktarı bakımından farklıdırlar. Woodstock Ulusu bir uçta olabilir; kanlı yeminleri, tuhaf ritüelleri ve mistik bağlarıyla gizli dernekler diğer uçta olabilir.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-4714972570605746955?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/4714972570605746955/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=4714972570605746955&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/4714972570605746955'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/4714972570605746955'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2009/05/yatay-toplum.html' title='Yatay Toplum'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-1205517618685240653</id><published>2009-04-25T08:35:00.000-07:00</published><updated>2009-04-25T08:35:24.871-07:00</updated><title type='text'>Hayal Perdesi: Önyargı Demişken</title><content type='html'>&lt;a href="http://halilazak.blogspot.com/2009/04/onyarg-demisken.html"&gt;Hayal Perdesi: Önyargı Demişken&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=9lp0IWv8QZY"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=9lp0IWv8QZY&lt;/a&gt; İşte önyargı !&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-1205517618685240653?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://halilazak.blogspot.com/2009/04/onyarg-demisken.html' title='Hayal Perdesi: Önyargı Demişken'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/1205517618685240653/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=1205517618685240653&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/1205517618685240653'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/1205517618685240653'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2009/04/hayal-perdesi-onyarg-demisken.html' title='Hayal Perdesi: Önyargı Demişken'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-4550889309656250280</id><published>2009-04-17T11:11:00.000-07:00</published><updated>2009-04-17T11:14:23.852-07:00</updated><title type='text'>Ergenekon Bilmem Kaçıncı Dalga...</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Büşra Akdoğan'ın kişisel blogundan alıntıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://busraakdogan.blogspot.com/2009/04/ergenekon-cydd-ve-turkan-saylan.html"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;http://busraakdogan.blogspot.com/2009/04/ergenekon-cydd-ve-turkan-saylan.html&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://busraakdogan.blogspot.com/2009/04/ergenekon-cydd-ve-turkan-saylan.html"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Ergenekon, ÇYDD ve Türkan Saylan&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;br /&gt;Geçen akşam eve yürüyordum, binanın kapısında bir polis aracı. Işıkları yanıyor, gözümü alıyor. Biraz yavaşladım. Tam da bizim binanın önünde. Ellerinde bir kağıda bakıp isimler okuyorlar. Teyzeme dönüp “Tamam” dedim. “Ergenekon yüzünden geldiler. İmalı yazılarımdan birinden tersi bir sonuç çıkarıp beni de Ergenekoncu sandılar. Sen burada bekle. Ben yukarı çıkıp kitaplarımı yakayım!” Merdivenleri çıkarken düşünüyorum; “Çevik kuvvet de evin hemen yanında. Her gün kapımın önünden geçiyorlar, araca falan ne gerek. Biri bir gün işe giderken geçerken yoldan alıverirler.” Sonra baktım gitmişler. Ergenekon garip bir hikaye oldu gerçekten. Nereye gideceğini savcıların bile kestirebildiğini zannetmiyorum. Derin devlet gerçekten pek derine işlemiş. Dişteki çürüğü temizlemek istiyorsunuz ama diş de çürükle beraber geliyor. Davanın son aşamasında 12. dalga herkeste deprem etkisi yarattı. Yaratmasının da sebebi belli: “Profesörler, eğitimciler, eğitim gönüllüleri gözaltına alındı!”Askerler, emekli subaylar gözaltına alınırken hava hoş, eğitimciler gözaltına alınırken şoka giriyoruz. Emekli bir askerin darbe planlarından daha kötü olan bir şey varsa o da bir sivilin bu planlara katılıyor olmasıdır. Bu planları destekleyenler bir de eğitimciyse işte orada durmak gerekiyor. Durup bir düşünmek gerekiyor. Bizim toplumun (daha doğrusu bu tutuklamalarda ne olduğunu anlamadan hemen sokağa dökülen kesimin) tepki mekanizması ilginç işliyor. İşin içine bir eğitimci girdiyse, medyatik biriyse, bir gazeteciyse ya da yüzüne televizyonlardan aşina oldukları isimli bir kahraman söz konusuysa; tutuklandı mı, adı mı geçti, evi mi arandı, neyle suçlanıyor, yoksa suçlanmıyor sadece ifadesine mi başvuruluyor dinlemeden hemen yollara düşüp basın açıklamalarını, protestoları, sevgi gösterilerini başlatıyorlar. Durup düşünülecek yerde dinlemeyi kesip harekete geçmek ya gerçekten tersten işleyen tepki mekanizmasının ya da bitmek tükenmek bilmez önyargı dayatmasının sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Zannetmeyin ki gözaltına verilen tepkileri eleştiriyorum. Yalnızca daha sebebini bile anlamadan “Kim? O mu? Yapmaz öyle şey. Haydi televizyonlara!” mantığına gerçekten çok şaşırıyorum. Ne demek “O yapmaz öyle şey”? Ömrünün bütün vaktini gece gündüz yanında mı geçirdin? Kefil olmaya bu ne cesaret, bu ne gözü dönmüşlük, gerçekten şaşıyorum. Pınar Selek davasında olduğu gibi suçsuzluğu kanıtlanmış biri tekrar tekrar aynı suçtan yargılanmaya çalışılıyorsa, suçu işlemediği mahkemece belirlenmişken işlemediği bir suç üzerine yıkılmaya çalışılıyorsa tabi ki konuş, sakın susma. Ama daha gözaltına alınmış, neyle suçlandığını bile bilmiyorsun, sorgusu başlamamış, evinden ne çıkmış çıkmamış bilmiyorsun, hangi örgütlerle, kimlerle bağlantısı vardı ruhun duymuyor, aman fırsatı kaçırma hemen yollara düş çünkü “O öyle şey yapmaz!”Gelelim Türkan Saylan’a. 5 yıl önce Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin Şişhane’deki genel merkezinin kapısından çıkarken bir gün bunları yazacağım hiç aklıma gelmezdi. “Bir kadın olarak senin böyle okumandan memnuniyet duyarım ama aracı olmayız” diyen dernekteki yardım etmek fiilinin hakkını veren o güzel kadınlar, kapıda bekleyen bursa ihtiyacı olan o üç başörtülü kızın birbirlerine yaklaşıp “Acaba verirler mi, girsek mi girmesek mi” diye kaygılanmaları, beklerken sıkıntıdan, stresten ayaklarını yere vuruşları, o kaygılı halleri, eğitimlerini tamamlamak için üç kuruşa muhtaç halleri sebebiyle aşağılandıkları kapıları bile çalmaları ve o kapıların “Bizim istediğimiz gibi değilsen okuma, sana yardım yok” diyerek yüzlerine kapanması. Ne yazık ki Türkan Saylan deyince aklıma bu görüntülerin düşmesine engel olamıyorum. Çünkü ihtiyaçları olduğu halde, yüzlerine söylenecek o kırıcı cümleleri bildikleri halde bir umut okumak için burs peşinde koşmaları ve kapıda beklerkenki o halleri gözlerimin önünden gitmiyor, gitmeyecek.Çağdaş yaşamı destekleme derneği Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden çok öğrenciye yardım etmekte. Bu derneğe minnettar kalan çok sayıda insan olduğu doğru. Devletin yapamadığını ÇYDD yapmış ve ulaşılamayan yerlere ulaşmıştır. Takdir ederim. Gerçekten sağladıkları bu imkanlar ile ÇYDD takdir edilesi öncü bir kurumdur. Fakat, Türkiye’nin geleceği, çağdaşlık, eğitime hizmet gibi misyonlar bu kurumun üzerinde tamamıyla durmamaktadır. Bugün artık herkesin herhangi bir sebeple üzerinde tartışabildiğı devletin resmi ideolojisinden zerre kadar farkı olmayan ideolojileri ile muhafazakar yardımseverlerden aldıkları bursu tabir yerindeyse muhafazakarların kendi kızlarına bile vermemektedirler. Evet, ÇYDD’ye imam-hatip mezunu, başörtülü, muhafazakar ailelerden gelme öğrenciler başvurmaktadır. Bu öğrencileri derneğe yönlendiren, derneğe yardım eden kuruluşlar biliyorum. Bunu uydurmuyorum, yardım yapan kuruluşun sahibinin adına kadar her ayrıntısını bildiğim bu olayı isim vermeden yazıyorum. ÇYDD’ye yardım yapan bu kurum, kendisi muhafazakar olmasa da çevresinde muhafazakar sayılabilecek insanlarla iç içe. İşte bu çevreden birine yardım etmek istediğinde dernek karşısına dikiliyor ve “Yardım edemeyiz. Aracı olamayız. Kurallarımız var” diyor. Öğrencileri eğitmek için yardım etmek hangi kurallara tabi olabilir? Yardım ettikleri öğrencilerin hepsinin nasıl düşündüklerini, ülkeye faydalı olup olmayacaklarını nasıl bilip de karar veriyorlar? “Biz zaten eğitimleri yarım kalmasın, ülkeye faydalı olsunlar diye yardım yapıyoruz, onları topluma kazandırıyoruz” diyorlarsa neden başörtüleri toplumun dışına itmekte bu kadar ısrarcılar? Madem bu kadar hedefledikleri çağdaşlık seviyesini yakalama arzusundalar çağdaşlığımıza tek engel (!) gördükleri başörtülüleri niye eğitmiyorlar?Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği bir yardım kuruluşudur, bu derneğe yardım eden bütün kişi ve kurumlara, bursların dağıtılmasında rol oynayan bütün gönüllülere tek tek teşekkür ederim. Ama ÇYDD, Türkiye’nin en kapsamlı, en faydalı işler yapan sivil toplum kuruluşu değildir. ÇYDD’nin, belirli bir ideoloji etrafında dönen ve bu ideolojiye uymayanlara yardım etmeyen benzer pek çok kuruluştan farkı; daha büyük olması, daha medyatik olması ve daha fazla yardım severin desteğine sahip olmasıdır. Toplumun her kesimine ulaşabilmiş bir dernek asla değildir, zaten koyduğu kurallarla kendini toplumun bir kesimine kapatmaya gönüllüdür. Eşitlikçi, demokratik, ayrımcılık yapmayan bir dernek olarak anılması büyük bir yanılgıdır, yukarıda verdiğim örnekte görüldüğü gibi bu dernek EŞİTLİKÇİ DEĞİLDİR. Başörtülü olana burs vermemektedir. “Başörtüsü yasağı kanunlarda var, ÇYDD bu yüzden başörtülülere burs vermez” diyenlere sorarım: Kanun başörtüsünü kamusal alanda hizmet veren için yasaklar. Burs talebinde bulunan öğrenciler devletten maaş alan memurlar mıdır? Eğitim yardımları yapan bir sivil toplum kuruluşunun bursiyerleri de mi memurdur? Orası da mı kamusal alandır ki gönüllülerin verdikleri bağışlar ÇYDD kurallarına göre dağıtılmaktadır? Başörtülülerle aynı fikirde olan erkekler derneğe başvurduklarında ÇYDD yetkilileri bu kişilerin fikirlerini anlayamazsa bu erkeklerin burslarını alabileceklerini belirtmeme gerek yok sanırım.Peki bu anlattıklarımın Türkan Saylan’ın evinin Ergenekon’un 12. dalga kapsamında aranmasıyla bir ilgisi var mı?HAYIR.Gözaltına alınan, evi aranan, ifadesine başvurulan hiçbir dernek gönüllüsünün ya da profesörün gözaltına alınmasının yaptıkları iyiliklerle/kötülüklerle ya da eşitlikçi/ayrımcı yaklaşımları ile bir ilgisi yoktur. Sapla samanı birbirinden ayırmayı öğrenmemek için direniyoruz. ÇYDD’nin başörtülülere kapılarını kapatması darbe destekçisi olduğu anlamına gelmeyeceği gibi, çok sayıda kızımızı okutması da darbe destekçisi olmadığı anlamına da gelmez. Yaptığı iyi işler sebebi ile onlara sempati duyabiliriz, bir yardım kuruluşunun ideolojik tavırları etrafında toplumun bazı kesimlerine kapılarını kapatması bize son derece yanlış gelebilir ve biz bu kuruluşa hiç sempati beslemeyebiliriz. Ama ne bugüne kadar oradan aldığı burslarla eğitimine devam eden kızları görmezden gelebiliriz ne de başörtülü olduğu için kapıdan çevrilen ve hatta aşağılanan kızların varlığını reddedebiliriz. Kendi ideolojiniz için “Tek doğru budur, oh iyi yapmışlar, iyi ki vermemişler, okumasınlar oturup evde çocuk baksınlar” diyorsanız da lütfen, eşitlik, dmeokrasi, cumhuriyet, kadın hakları gibi tabirleri ağzınıza alıp da inandırıcılığını iyice yitirmeyiniz.Yazıma gelebilecek tepkileri tahmin edebiliyorum. Her küfür etmek istediğinizde yazdıklarımı tekrar tekrar okumanızı salık veriyorum. Başörtülü olmadığı için öğrenciye burs vermeyen bir derneğin karşısında söyleyeceklerinizi düşününüz ve başörtülü olmadığı için öğrenciye burs vermeyen bir derneğe hem teşekkür edip hem de o derneğin ideolojilerini eleştirebildiğimi görünüz. ÇYDD için kurallarını değiştirsin, başörtülülere de burs versin demiyorum. Ya da neden öğrencileri ayırıyorlar diye sormuyorum. Muhafazakar çevreden geldiği için öğrencilere burs veren kuruluşların yanında aksini uygulayıp muhafazakar çevreden gelmediği için öğrencilere burs vermeyen dernekler de var. Her kesime burs veren yerler de var. Benim bu yazıda anlatmak istediğimin bu ayrımcılık olmadığını yukarı yazılanlardan anlamışsınızdır. Şimdi asıl anlatmak istediklerimi 2 madde ile özetleyeyim:1. ÇYDD kendi ideolojisine şeklen uymayanlara burs vermeyen bir dernek olup muhafazakar olmadığı için öğrencilere burs vermeyen derneklerden farklı değildir. Eşitlik, demokrasi, kadın hakları peşinde ilerleyen bir dernek değil; yalnızca KEMALİZM etkisinde hareket eden bir dernektir. Günümüzün KEMALİZM’inin bu üç kavramı da kapsadığını iddia edenlere, dönüp Kemalist dediklerine bir kez daha bakmalarını tavsiye ederim. Varlığına itirazım yok; aksine teşekkürüm var ama derneği büyütüp büyütüp başımın üstüne taç etmeye de kalkmayın. Çünkü yaşananları gözlerimle gördüm.2. ÇYDD’nin yaptığı iyi yardımlar, İÇLERİNDE SUÇLULAR VAR İSE, SUÇLULARI SUÇSUZ HALE GETİRMEYECEĞİ gibi, yaptıkları yanlış uygulamalar da onları SUÇSUZ İSELER SUÇLU HALE GETİRMEYECEKTİR. Ergenekon davasında tutuklanan, evi aranan ÇYDD gönüllülerine ne minnettarlığım yüzünden olumlu ne de kızgınlıklarım yüzünden olumsuz yaklaşıyorum.Bir kadın, çok iyi bir anne olabilir; ama kendi çocuğuna duyduğu aşırı sevgi anneyi, çocuğunun kavga ettiği komşu çocuğuna kötü davranmaya itebilir. Ve siz bunu, o annenin yüzüne bakarak AN-LA-YA-MAZ-SI-NIZ. Kimse anlayamaz.Son olarak belirtmek isterim ki ÇYDD ile ilgili bu bildiklerimi ve anılarımı yazmayı bugüne kadar düşünmemiştim. Bu davada yazılan çizilenleri okuyorum ve okudukça aklıma yaşananlar geliyor. Bu yüzden yazma zorunluluğu hissettim. Ayrıca Türkan Saylan’ın darbe planları yaptığını, darbe yanlısı olduğunu, suçlu olduğunu düşünmüyorum. Ama ortadaki sorunları çözmeye çalıştığını da düşünmüyorum. Sorunlara yaklaşımı “Benim dediğim gibi ol, benim dediğimi yap” şeklinde olduğundan bu sorunların çözümüne katkı sağlamadığını açıkça görebiliyorum. Ergenekon davasında suçluların biran önce belirlenerek suçsuzların aklanmasını temenni ediyorum. Bu yaşananların Sayın Saylan’ın hastalığını olumsuz etkilememesini ümit ediyor ve kendisine acil şifalar diliyorum.Kızlar okusun diye çalışan bütün güzel yüzlü kadınlara selam ederim. Ayrım yapanına da, yapmayanına da AYRIM YAPMADAN teşekkür ederim.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-4550889309656250280?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/4550889309656250280/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=4550889309656250280&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/4550889309656250280'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/4550889309656250280'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2009/04/ergenekon-bilmem-kacnc-dalga.html' title='Ergenekon Bilmem Kaçıncı Dalga...'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-3841731754102372183</id><published>2009-04-01T07:53:00.000-07:00</published><updated>2009-04-01T08:29:21.386-07:00</updated><title type='text'>2009 Darwin Yılı (!)</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SdOHtvDN4II/AAAAAAAAAGc/V3PDDbXOeI8/s1600-h/20090211-darwin.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319744804648509570" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 134px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SdOHtvDN4II/AAAAAAAAAGc/V3PDDbXOeI8/s200/20090211-darwin.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Alıntıdır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Charles Darwin, kurucusu olduğu “Evrim Teorisi” nedeniyle büyük tartışmalara neden olan bir bilim adamı. Darwin, 200'üncü doğum yılı ve "Türlerin Kökeni" adlı eserinin yayınlanışının 150'nci yıldönümü nedeniyle anılıyor.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;Bilim tarihinde çok az bilim adamı O'nun kadar tartışıldı, O'nun kadar üne kavuştu ve O'nun kadar insanın kendisine ve yeryüzündeki yaşama olan bakış açısını değiştirebildi. Çocukluğunda okula pek severek gitmeyen, tıp öğrenimini kan görmeye dayanamadığı için yarım bırakan, daha sonra papaz olmaya karar veren, nihayetinde çocukluğundan beri meraklı olduğu doğa bilimlerinde karar kılan İngiliz biyolog Charles Darwin, bugün bilim ve düşünce dünyasında devrim yaratanlar arasında gösteriliyor.Tutucu bilim ve kilise çevrelerinden tepki&lt;br /&gt;Charles Darwin'in "Evrim Teorisi" hala tartışılıyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;div&gt;Darwin, gençlik yıllarında İngiliz keşif gemisi Beagle ile katıldığı uzun yıllar süren araştırmaları, özellikle de Güney Amerika kıyılarındaki Galapagos Adaları'ndaki gözlemleri neticesinde “Evrim Teorisi”nin ilk taslağını oluşturdu. Ancak teorinin tam olarak açıklandığı “Türlerin Kökeni” adlı yapıtı, 1859 yılında, Darwin 50 yaşındayken yayımlandı. Darwin bu teoriyle, “yeni canlıların var olanlardan türeyerek evrimleştiğini” ve “canlılarda evrimin doğal seçme yoluyla gerçekleştiğini” savundu. “Evrim Teorisi”, Darwin'e övgü olduğu kadar yergi de getirdi. Teorinin, bütün canlıların bir yaratıcı tarafından yaratıldığını savunan “Yaratılış Teorisi” ile karşı karşıya getirilmesi, Darwin'in evrim karşıtı çevreler tarafından sert şekilde eleştirilmesine neden oldu. Bu tartışmalar günümüzde de güncelliğini koruyor. Öte yandan biyolojide bir devrim olarak görülen “Evrim Teorisi” bilim dünyasının önemli bir kısmı tarafından ayakta alkışlandı, Darwin pek çok ödülün sahibi oldu.&lt;br /&gt;2009 yılında Darwin ve evrim tartışmaları gündemde biraz daha fazla yer alacak, zira Darwin'in 200'üncü doğum gününün yanı sıra en önemli yapıtları arasında gösterilen “Evrim Teorisi”nin açıklandığı “Türlerin Kökeni”nin yayımlanmasının da 150'inci yıldönümü kutlanıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;Darwin, çok sayıda kitabın yanı sıra yaklaşık 7 bin 500 mektup kaleme aldı.2009 yılı boyunca Darwin ve Evrim Teorisi hakkında bir takım etkinlikler de düzenlenecek. Almanya'nın Dresden kentindeki Hijyen Müzesi, doğa bilimci Charles Darwin'in doğumunun 200'üncü yılı nedeniyle 12 Şubat'ta 3 gün sürecek "Bir Eğitmen olarak Darwin" başlığını taşıyan bir konferans düzenliyor. Vatikan’dan “Evrim Teorisi” konferansı Mart ayının başında “Evrim Teorisi” hakkında Vatikan'da da bir konferans yapılacak. Ayrıca, Almanya'da bu vesileyle Darwin hakkında yeni kitaplar da yayımlanıyor. Bunlar arasında, Darwin uzmanları tarafından kaleme alınan evrim teorisine ilişkin kitapları ya da hayatı boyunca yaklaşık 7 bin 500 mektup yazmış olan Darwin'in mektuplarından orijinal örneklerin yer aldığı kitaplar da yer alıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Darwin yılı kapsamında yapılacak,yapılmış etkinliklikler ve de Türkiye'den destekçi akademisyenlerin listesi için. &lt;a href="http://www.darwinyili.org/"&gt;http://www.darwinyili.org/&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Darwin yılı için söylenenler ve yapılanların neler olduğuna baktığımızda tablo hiç de iç açıcı değil...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Gözlem gazetesi :&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;'AKP iktidarının "cumhurbaşkanı vetolarına, Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen" ısrar ve inatla çıkardığı "özel" kanun ile ele geçirdiği "bilim kuruluşu "TÜBİTAK" bile, "zaman tünelinde kalan yobaz bir zihniyetin" temsilcileri tarafından kamuoyu ve "evrensel bilim dünyası önünde", hem de 2009 yılında rezil edildi!.. Uzun yıllar "zevkle ve keyifle okuduğum" Bilim-Teknik Dergisi'nin "Darwin'in 200'üncü doğum yıldönümü" ve "2009'un bütün dünyada 'Darwin yılı' ilân edilmesi" dolayısıyla "Darwin'i ve onun Evrim Teorisi'ni kapak yapması" ve "kapak yazısına 15 sayfa ayırması" ile başlayan olaylar, "çirkin" bir sonla noktalandı!.. "Karanlık merkezlerden gelen baskılar" yüzünden, derginin basımı ertelendi, kapağı ve kapak yazısı değiştirildi; dergi piyasaya geç çıktı; "Darwinli baskılar" çöpe atıldı!.. Darwin teorisine, yani "insanı maymundan imâl eden" evrime inanmadım, açıkça söylüyorum, inanamadım; bundan sonra da inanacağımı sanmıyorum!.. Ama "onun karşısına konan" ve "inanç dünyasından gelen" öteki alternatife, yani "günah işledikleri için cennetten kovulan Adam ile 'onun kaburga kemiğinden' yaratılan Havva" hikâyesine de inanmadım, inanmam!.. "Darwin teorisine inanıp inanmamak" başka şeydir; "onun 'gerçek' bir bilim dergisine kapak olup olmaması" başka bir şey!.. "Darwin", bilim dünyasının "çok büyük çoğunluğunun kabul ettiği" bir teorinin babasıdır ve "öyle de kalacaktır!.." &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;devamı için &lt;a href="http://www.gozlemgazetesi.com.tr/haberdetay.asp?ID=5939"&gt;http://www.gozlemgazetesi.com.tr/haberdetay.asp?ID=5939&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Kimilerine göre bilim çevreleri bu yıl Darwin'i ilgi odağı kılma gayretinde ? Darwin'in evrim teorisi bütün canlıların mutlak gücü herşeye yeten,kuvvet sahibi bir tanrı tarafından yoktan varedildiği inancını radikal bir şekilde inkâr esasına dayanıyor mu ? Yada ateistlerin inanışına göre canlılığın amaçlı bir yaratılış olmadığı ve de yalnızca evrim süreci sayesinde ortaya çıktığı doğru mu ?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Darwin ve teorisi üzerine biraz düşünelim mi ? (!)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-3841731754102372183?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/3841731754102372183/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=3841731754102372183&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/3841731754102372183'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/3841731754102372183'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2009/04/2009-darwin-yl.html' title='2009 Darwin Yılı (!)'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SdOHtvDN4II/AAAAAAAAAGc/V3PDDbXOeI8/s72-c/20090211-darwin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-5104934536429381655</id><published>2009-03-31T10:47:00.001-07:00</published><updated>2009-03-31T11:52:28.715-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='finansbank'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çemkirdek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çekirdek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çemkirmek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kredi kartı'/><title type='text'>İlk Çemkiri :Finansbank</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b71W8PHWbz8/SdJmZwlFy4I/AAAAAAAACFA/Nm8YwPT5WMk/s1600-h/1808119723_a466c70b08.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 261px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b71W8PHWbz8/SdJmZwlFy4I/AAAAAAAACFA/Nm8YwPT5WMk/s320/1808119723_a466c70b08.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319426702601210754" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt; &lt;/span&gt;Çemkirirken çekirdek çitlediğim bir çemkirme olmayacak bu benimkisi ,biraz sinir bozucu ,biraz komik ,biraz da fazla abarttığım bir nevi komedya..&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt; &lt;/span&gt;Çemkiri öznem bir banka bu kez ,adını söylemekten çekinmiyorum,söylemesem ne yararı var ki,kusmalıyım ki rahatlıyım az da olsa..::Finansbank&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt; &lt;/span&gt;Öncelikle eski kartım iptal olacağı için yenisini yollayacaklarını söylemişlerdi ,telefonda en az 5 dakika bu kartın avantajlarını sıralayıp durdular,tamam dedim ,yollayın dedim,15 gün sonra falan kartım geldi,10 liralık harcama yapmıştım ki 5 gün sonra ekstrem geldi  20 lira tutarında,10 tl de  kart ücreti kesmişler,itiraz edilebildiğini okumuştum ,haberlerde dinlemiştim,ben de küçük zaferlerin adamı gittim minik bir zafer kazanıyım istedim ama o da ne ,o ucubik telefonla bi türlü istediğime ulaşamadım,telefonla halledilebiliyormuş sadece,neyse dedim bari kartın borcunu kapatıp iptal ettiriyim ,ama hiç de öyle ummuduğum gibi olmadı,bir kere neden kartı iptal ettirmek istediğinizi de not ettiğiniz bir form doldurmanız gerekiyor ve belli bir süre beklemeniz gerekiyor,ben şu anda bekleme aşamasındayım,arayacaklar inşallah,uyurken ararlarsa bir kere daha çemkirmem gerekecek sanırım,bana yaranılmıyor yahu :)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt; &lt;/span&gt;Gelelim meselenin hukiki tarafına ,bankalar bu kart ücretini size sormadan hesabınıza yansıtabilirler,bunu engelleyen bir kanun yok ama sizin de itiraz etme hakkınız var ,bunu engelleyen bir kanun da yok,maksat insanları uğraştırmak olsun,bu arada aklınızda olsun bu kart ücretini almayan bankalar da yok değil, Finansbank'ın bu kart ücretini alması konusunda ileri sürdüğü mazaret bana çok komik geliyor,alabiliriz ama itiraz edebilirsiniz ve geri alabilirsiniz..Bu nasıl bir komedidir yaa,insanlar zaten nakit sıkıntısı ve taksitlendirme için kart almıyor mu ? 10 tl için çoğu müşterinin uğraşmayacağını ,çoğunun da böyle bir olaydan haberi olmadıklarını hesap etmiş olmalılar..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt; &lt;/span&gt;Benim küçük zaferim mi? Maalesef forma neden kartı iptal ettirmek istediğim kısmında ,başka bir bankanın kartını kullanmak için ve kart ücretinden dolayı kutucuklarını işaretlemekten ibaretti..&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt; &lt;/span&gt;Dağa dağa küsmüş dağın haberi olmamış misali oldu bu benimkisi ama olsun her koşulda eğlenceliydi :) Kartımı iptal etmenizi istiyorum ,çok süper hissettim kendimi bu esnada ,size de tavsiye ederim ..Umarım tüm kart mağdurları borçlarını kapatıp bu beladan kurtulur..Sağlıkla kalın..&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-5104934536429381655?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/5104934536429381655/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=5104934536429381655&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/5104934536429381655'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/5104934536429381655'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2009/03/ilk-cemkiri-finansbank.html' title='İlk Çemkiri :Finansbank'/><author><name>museboi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_b71W8PHWbz8/SigZYDOsqmI/AAAAAAAADAA/jepjeHF4wbc/S220/ofis.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_b71W8PHWbz8/SdJmZwlFy4I/AAAAAAAACFA/Nm8YwPT5WMk/s72-c/1808119723_a466c70b08.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-1880970945621382458</id><published>2009-03-10T09:53:00.000-07:00</published><updated>2009-03-10T10:41:35.328-07:00</updated><title type='text'>SAN-sür</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SbakW6mCSLI/AAAAAAAAAGM/JweiwgxkOmE/s1600-h/censorship%25201.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5311613524122945714" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 250px; CURSOR: hand; HEIGHT: 220px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SbakW6mCSLI/AAAAAAAAAGM/JweiwgxkOmE/s320/censorship%25201.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sansür, insan ifadesinin çeşitli yollarla kontrol altına alınmasıdır. Pek çok durumda hükümet tarafından uygulanır. En somut amacı toplumu korumak ve devletin üzerinde kontrol sağlayacağı şekilde geliştirmektir. Genellikle toplumu etkileyen durumlarda/eylemlerde uygulanır ve ifade özgürlüğünü suistimal eden düşünceleri bastırma amacı güder. Ayrıca, sansür, toplu iletişimden kimi düşünceleri ve konseptleri çıkarma yoluyla algıyı kontrol etme eylemi olarak da nitelendirilebilir. Sansüre uğrayan şeyler tek bir kelimeden başlı başına bir kavrama kadar değişebilir ve değer sisteminden, ahlaki yargılardan etkilenebilir.Algılarımız neden toplumun genel gidişatı için benzeştirilmeye çalışılır ? Kontrol altında tutmaya çalışmak, bazı konularda aykırı fikir beyanlarında bulunamamak DEVLET gibi bir oluşumun, bir toplum sözleşmesinin sonucu mudur ? Gözetilen toplumun mahremiyet sınırları nerededir ? Sansür aslında başlı başına bir ifade ve bilgiye-teknolojiye ulaşım imkanının kısıtlanması değil midir ? (&lt;a href="http://www.antisansur.com/"&gt;http://www.antisansur.com/&lt;/a&gt;) Elimizden alınan bu imkanlar için TEPKİmizi ne kadar gösterebiliyoruz ? Sansürlenen sitelere karşı diğer sitelerden tepkiler yakın geçmişte oluştu ve oluşmaya da devam ediyor.Ayrıca yapılan bazı kampanyalar sayesinde İnternet kullanıcılarının sesi duyurulmaya çalışılıyor ama bu tüm HALKın özgür iradesi ile ulaşması,ulaşabilmesi gereken BİLGİ değil mi ? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Peki bazı gerçeklik programlarında mağdur olan,tecavüze uğrayan ya da hakları bir şekilde istismar edilen insanlar neden gözlerinin üzerine çekilen siyah bantlarla saklanmaya çalışıyorlar ? Asıl suçlu olan kim ?Saklanması gereken kim ya da ne ?&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5311614171059137842" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 238px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/Sbak8knpLTI/AAAAAAAAAGU/kYQDHYX0YFc/s320/sansur_kurdwebb.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-1880970945621382458?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/1880970945621382458/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=1880970945621382458&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/1880970945621382458'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/1880970945621382458'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2009/03/san-sur.html' title='SAN-sür'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SbakW6mCSLI/AAAAAAAAAGM/JweiwgxkOmE/s72-c/censorship%25201.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-3346980224916056830</id><published>2009-02-25T11:49:00.000-08:00</published><updated>2009-02-25T12:13:59.768-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaWlLicM-WI/AAAAAAAAAFQ/24Qo7vx41R0/s1600-h/filmmor_05.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5306829353568237922" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 303px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaWlLicM-WI/AAAAAAAAAFQ/24Qo7vx41R0/s400/filmmor_05.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaWkvfSMwkI/AAAAAAAAAFI/sMBMFZ9nj0I/s1600-h/filmmor_logo.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5306828871684637250" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 164px; CURSOR: hand; HEIGHT: 122px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaWkvfSMwkI/AAAAAAAAAFI/sMBMFZ9nj0I/s200/filmmor_logo.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Festivali’nde 4 ilde 15 ülkeden 45 film sizlerle…&lt;br /&gt;Bu yıl yedincisi düzenlenen Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali, 9-15 Mart 2009’da İstanbul’da, Fransız Kültür Merkezi ve İstanbul Modern salonlarında, ardından 20-21 Mart’ta Manisa, 5-6 Nisan’da Urfa ve 11-12 Nisan’da Trabzon’da olacak…&lt;br /&gt;Tema bölümünde bedenimizi mülkiyet, siyaset, şiddet ve savaş alanı yapanlara, bedenimizi yasaklar, yasalar, ayıplar, utançlar, tacizler, dayaklarla zapt edenlere çuvaldızı bol filmler var. Ama aynı bizim de bedenimizi bu zapturapta ve diyet, güzellik, estetik sektörlerine yer yer teslim edebildiğimizi de es geçmeyen bol iğneli filmler var.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Kadınların Sineması bölümünde, emekleri, tarihleri, siyasette, sinema setlerinde var olma mücadeleleri, zorunlu ya da gönüllü deneyimleri, aradıkları, düşleri yani kadınların kamerasından kadınlar, başkaları, kadınların dünyası ve dünyaya bakışını yansıtan filmler var…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Film gösterimlerinin yanı sıra dört ilde de yapılacak “Kadın Bedeninin Seyri: Sinema, Beden, Cinsiyetçilik” paneli, film okuma atölyesi ve yönetmenlerle söyleşilerin de olacağı festival, 2008 Türkiye Sineması Cinsiyetçilik Ödülleri / 1. Altın Bamya’ya da ev sahibeliği yapıyor…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Bakalım kadın hakları hakkında , kadınlara uygulanan şiddete karşı bilinçlendirmek ve kadınlara toplumsal cinsiyetin nelere yola açtığını göstermek, bu konuda bilinçlendirerek, kadının toplumdaki farkındalığını arttırmak amacıyla yapılan çalışmalar bakalım ne yönden bakıldığında daha işe yarar, benim tabirimle daha fazla HAYAT KURTARICI olacak ? Toplumdaki yer dediğimizde de özellikle Türk toplumunda aslında aile içinde hakim olan anaerkil yapının şu an ki haline gelmesine ya da en azından şu an olduğu gibi düşünülmesine neden olan ne acaba ? Koskoca büyük okyanusu aşarak, kaynağını YENİ DÜNYA'dan alan WE CAN DO İT naralarının havada uçuştuğu Feminizm akımının bir yansıması mı ?...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-3346980224916056830?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/3346980224916056830/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=3346980224916056830&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/3346980224916056830'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/3346980224916056830'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2009/02/festivalinde-4-ilde-15-ulkeden-45-film.html' title=''/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaWlLicM-WI/AAAAAAAAAFQ/24Qo7vx41R0/s72-c/filmmor_05.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-5960322358517244951</id><published>2009-02-22T06:46:00.000-08:00</published><updated>2009-02-22T06:50:00.646-08:00</updated><title type='text'>Sevin Okyay'dan Oscar yorumları...</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Nasıl bir oyunculuk? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Oscar ödülleri belli oluyor. Ödül sezonu iyice hız alıp son durağına yaklaşırken, insanların en fazla merak ettiği şeylerden biri de, Danny Boyle ile filmi "Slumdog Millionaire"in bu yarışın nihayetinde Oscar alıp alamayacakları. Gerçi "The Curious Case of Benjamin Button / Benjamin Button'ın Tuhaf Hikâyesi" daha fazla sayıda kategoride aday ama, şimdiye kadar kayda değer bir başarı kaydetmediler. "Slumdog Millionaire" ile yönetmeni ise, girdikleri her yarışmadan muzaffer bir şekilde çıktı.Merak edilmeyecek gibi değil. Ama, belki de oyunculuğa çok önem verdiğim için, beni yönetmen ve filmden çok oyunculara ilişkin dört kategori ilgilendiriyor: En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu. İçlerinden bazıları, daha önceki ödül törenlerindeki zaferleri ile öne çıkmış durumda. Eleştirmenlerin seçimlerini göz önüne almıyorum, çünkü o zaman tahminde bulunmak mümkün olmuyor. Başka adaylar ortaya çıkıyor. Örneğin Kadın Oyuncu'da Sally Hawkins (Happy-Go-Lucky) birkaç eleştirmen grubunun seçtiği oyuncu olmuş. Michelle Williams da, !f İstanbul'da izleyeceğimiz "Wendy &amp;amp; Lucie" ile sürpriz yapmış.En İyi Kadın Oyuncu dalının baş favorisi ise, "Revolutionary Road" ve "The Reader" ile Kate Winslet, tabii. İngiliz aktris, "Sense and Sensibility"den beri altıncı kez Akademi Ödülü'ne aday oluyor. Kendisi, şimdiye kadar sunduğu örneklere bakılırsa, ödül kabul konuşması yapma konusunda arızalı. Elleri dört bir yana savrulurken, yaşlı gözlerle ve dağınık bir şekilde ona buna teşekkür ediyor. Özellikle İngiliz gazeteleri onun kabul konuşmalarına takmış durumda. Ne var ki bu durum, Winslet'in En İyi Kadın Oyuncu ödülünün en şanslı adaylarından biri olmasını engellemiyor. Ancak, iki dezavantajı da var. Birincisi, bütün gayretlerine ve yürüttüğü kampanyaya rağmen, Akademi'nin onu "The Reader / Okuyucu" ile En İyi Yardımcı Kadın değil, En İyi Kadın dalında aday göstermiş olması. Oysa Altın Küreciler Winslet'in bu yoldaki ricasını kabul etmişti.İkinci dezavantaj ise, Meryl Streep'in varlığı; daha ziyade, "Doubt"ta Rahibe Aloysius Beauvier rolündeki performansı. Doğrusu Streep'in karakteri insanı etkiliyor. Ama belki de filmin adındaki "şüphe"ye en uzak kişi olduğu için. Biraz dikkat edince/düşününce, oyuncunun aslında filmi başından sonuna kadar bir maskeyle götürdüğünü fark ediyorsunuz. Karakter de buna müsait. Winslet ise, hem "The Reader"da, hem de "Revolutionary Road"da incelikli, nüanslı performanslar sunuyor. (Ben şahsen ilkini terchi ederim.) Ne var ki, aktörler, 1131 üyeyle Akademi'nin en kalabalık grubunu oluşturuyor (yüzde 22), kendi meslek kuruluşları SAG da, En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü Streep'e verdi. Ne var ki, Winslet de o listede "The Reader" ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu kategorisinde yer alıyordu ve o da kendi dalında ödüle kavuştu. Bakalım aynı dalda kapıştıklarında sonuç ne olacak? Rahibe Aloysius, Akademi'nin sevdiği türde "özürlü" bir karakter, Streep'in abartılı tek telden oyunu onlara cazip gelebilir diye düşünüyorum. Öte yandan, "Rachel Getting Married"i izlemiş olanlar, Anne Hathaway'den bir sürpriz beklenebileceğini söylüyor.En İyi Erkek Oyuncu dalında da benzer bir rekabet durumu var. Bu sefer, "The Wrestler" ile dört dörtlük bir geri dönüş gerçekleştiren Mickey Rourke ile "Milk"te nefis bir Harvey Milk kompozisyonu çizen Sean Penn arasında. Rourke, şampiyonluk günlerini geride bırakıp emekliye ayrılmış pankreascı Randy "The Ram" Robinson'ın geri dönüşünde hayli inandırıcı. Bıçak sırtı cazibesine uzun yıllar hayran kaldığımız aktör, son filminde fizik olarak çok farklı bir tip çiziyor. Bu da Akademi üslubunda bir karakter diyeceğiz ama, hatırlarsanız Altın Küre de aldı. Belki en doğrusu, izleyenleri kolayca etkileyen türden bir rol demek. Gerçi Rourke (sonradan temsilcisi yalanlasa da), gazetecilere "Sean'u izledim, olmamış" gibilerden bir demeç verdi ama, Sean Penn'in "Milk"teki oyunu mukayese kabul etmez. Kendisi için bile kalburüstü ki, Penn, gördüğümüz en iyi aktörlerden biridir. "The Visitor"daki Richard Jenkins gibi, o da sade, sessiz bir oyun tutturmuş. Rourke'u daha şanslı buluyorum ama gönlüm Penn'den yana. Bu arada, adaylıkta kalacağını düşünsem de, Frank Langella'ya da kusursuz Nixon'ı için hürmetler. Kendilerini otuz yıl öncesinin Kont Drakula'sı olarak da hâlâ hatırlarız. Gelelim yardımcı oyunculara: Heath Ledger, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu kategorisinin favorisi gibi görülüyor. Josh Brolin, "Milk"teki Dan White rolüyle bir-iki yerde Joker'in önüne geçti ama, tören sezonunun başından beri hemen hemen herkes Heath Ledger'a gıyabında ödüller veriyor. Bence öldüğü için değil, gerçekten çok iyi oynadığı için. Yönetmeni Chris Nolan da, onun senaryoda yazılı olanlardan yepyeni bir Joker karakteri yarattığını söylüyor. Nicholson'a selam olsun! Robert Downey Jr. ise, nefis kompozisyonuna rağmen bir komedide oynamanın ceremesini çekecek bence. Ödül gediklilerinden Philip Seymour Hoffman da, en çok oyuncunun aday olduğu filmde oynamanın kurbanıdır belki. Aslında herkesi olağanüstü performanslara alıştırdığı için sadece "iyi" oynaması yetmiyor artık. Aynı filmle, "Doubt"la aday olan diğer iki kişiye, Amy Adams ve Viola Davis'e gelince, ilki daha vakti varmış gibi görünüyor ama, daha çok dizilerde oynamış Davis, kısa rolünde tek kelimeyle harikulade. Gene de, "Viky Cristina Barcelona"da yırtıcı bir oyun çıkarmış Penelope Cruz'un ya da belki Marisa Tomei'nin ödüle daha yakın olduklarını düşünüyorum. Akademi, coşkusu ve isyanı içinde bile ölçüyü elden bırakmayan ekonomik oyuncuları sevmez pek. Belki de en heyecanlısı, birkaç branşta favorilerin dışındaki adayların Oscar'a kavuşması olur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bakalım hayatın neredeyse her adımındaki yarışlar gibi bu şaşalı bol ödüllü ve seyircili yarışın kazananları kim olacak...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-5960322358517244951?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/5960322358517244951/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=5960322358517244951&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/5960322358517244951'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/5960322358517244951'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2009/02/sevin-okyaydan-oscar-yorumlar.html' title='Sevin Okyay&apos;dan Oscar yorumları...'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-6890369334904825325</id><published>2009-02-22T06:07:00.001-08:00</published><updated>2009-02-22T07:03:36.688-08:00</updated><title type='text'>Medyanın son (!) kurbanı : Jane GOODY</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaFpO05PdnI/AAAAAAAAAEY/sxBnbEEzh5s/s1600-h/21.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5305637539456972402" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 124px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaFpO05PdnI/AAAAAAAAAEY/sxBnbEEzh5s/s200/21.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;"&gt;İngiltere'de 2002 yılında Biri Bizi Gözetliyor yarışmasına katılarak ün kazandığı düşünülen Jane Goody, geçen yıl yakalandığı rahim ağzı kanserinin de büyük etkisiyle medyanın ilgi odağı oldu. (!) Nedeni de hem yarışma sırasında hem de öncesindeki çalkantılı hayatıydı :S Yani tam olarak medyanın istediği malzemeydi. Genç kadın ölmeden önce beyaz gelinlik giyeceği bir düğün yapmak istedi. Tabiki de medya boş durmadı. Genç kadının son arzusu olarak yapılacak olan düğünden medya sayesinde 1 milyon sterlin kazanacak olan kadın, bu fırsatı ölmeden önce çocuklarınınn geleceği için yaptığı bir yatırım olarak görüyor.(!) Ancak iğrençleşen ve haddini aşan medya genç kadının ölüm anına kadar onu takip etmekte ısrarlı... Hatta bazı internet siteleri Jane Goody'nin ölüm tarihi ve saatini bilenlere i-Phone 3G hediye edeceğini açıklamış (!)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;"&gt;Medyanın bu sınır tanımaz, aşağılık ve de kabullenilemez davranışları ne gariptir ki (!) bazı çevreler tarafından etik olup, olmadığı konusunda tartışmaların başlamasına neden olmuş...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;"&gt;Burada sorun kim de ya da nerede ? Bir insanın yaşamının son anları ve de hastalığı ile boğuştuğu zor anları nasıl olur da para ile satılabilir hale gelebilir ? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;"&gt;Etik olup, olmamasından da öte bu sanki APAÇIK BİR İNSANLIK SUÇU.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;"&gt;Yaşam ne zamandan beri sterlin ile ifade edilir olabildi ya da bir i-Phone ile ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;"&gt;Bu ve benzeri şeylere sahip olabilmek için bu kadar küçülebiliyor muyuz ?...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-6890369334904825325?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/6890369334904825325/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=6890369334904825325&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/6890369334904825325'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/6890369334904825325'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2009/02/medyann-son-kurban-jane-goody.html' title='Medyanın son (!) kurbanı : Jane GOODY'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaFpO05PdnI/AAAAAAAAAEY/sxBnbEEzh5s/s72-c/21.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-9122116586899196047</id><published>2009-02-22T02:16:00.000-08:00</published><updated>2009-02-25T15:47:56.989-08:00</updated><title type='text'>!f İstanbul Başlıyor !</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaXYoov9RyI/AAAAAAAAAF4/GXYmpWL4MGw/s1600-h/ifi11da9a4711d7dce8by.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5306885928570930978" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 223px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaXYoov9RyI/AAAAAAAAAF4/GXYmpWL4MGw/s320/ifi11da9a4711d7dce8by.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Değişime, dönüşüme, harekete kendinden başlayan ve bunu herkese öneren 8. !f İstanbul AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali 12-22 Şubat tarihlerinde bizi bekliyor ! Program ve festival içeriği bu yıl genişetilerek, internetten yapacağınız film seçimleri ile yani hangi gün hangi filme gideyim ki kaygısını da en aza indirebiliyorsunuz. Hatta sitede bir hesabınız olmuş oluyor ve gitmeyi planladığınız filmleri oraya girdiğiniz de hangilerini seçtiğiniz konusundaki görüşlerinizi de interaktif bir biçimde paylaşmış oluyorsunuz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Ayrıca festival süresi boyunca her gün hem internet vasıtasıyla hem de basılı olarak ulaşabileceğiniz festival günlük gazetesini !FZINE çıkarıyor !&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Daha da fazlası yarışma kapsamında uluslararası jüri “sinemada cesur hikaye anlatımı, teknik ve tarzda yenilik” kriterleriyle “İlham Veren Yönetmen”i seçecek.Ve bu şekilde Türkiye'deki genç yönetmenler teşvik edilmiş olacak (!)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Festival boyunca blogu sayesinde de her gün güncellenen bilgileri, haberleri, gelişmeleri takip edebilirsiniz. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://blog.ifistanbul.com/"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;http://blog.ifistanbul.com/&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Peki bu ve benzeri gerçekleşen veya gerçekleşecek olan festivaller halka yani aslında Türkiye toplam nüfusunun kaçta kaçına ulaşabiliyor ? Tabiki bu yıl internet kaynaklı bilgiye ulaşımın arttırılması ile internetin geniş erişim ağından faydalanılmaya çalışılmış ama bu durum ne kadar etkili ? Yani istatistiksel olarak Türkiye'de kaç genç internet imkanlarından yararlanabiliyor ? Yararlansa bile SİNEMA onlar için ne ifade ediyor ? Farkındalıkları geliştirerek, algıda fazlaca seçici olmamamızı sağlamak açısından, yani belki de bir anlamda bu gibi sanatsal aktivitelere olan kulak dolgunluğumuzu arttırmak açısından önemli. Daha tanıdık gelsin, daha bildik hissedelim...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Festival ile ilgili detaylı bilgi için &lt;/span&gt;&lt;a href="http://2009.ifistanbul.com/"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;http://2009.ifistanbul.com/&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-9122116586899196047?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/9122116586899196047/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=9122116586899196047&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/9122116586899196047'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/9122116586899196047'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2009/02/f-istanbul-baslyor.html' title='!f İstanbul Başlıyor !'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaXYoov9RyI/AAAAAAAAAF4/GXYmpWL4MGw/s72-c/ifi11da9a4711d7dce8by.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-5830577171987348736</id><published>2009-02-21T15:47:00.000-08:00</published><updated>2009-02-25T15:50:00.373-08:00</updated><title type='text'>Vatan-daşlar,ruh-daşlar,fiş-daşlar...</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bacak kadar çocuklara simsiyah önlükler giydirip her sabah tek sıra and içiren, kimse pencerelerden dışarı bakamasın diye sınıf pencerelerini külrengine boyayan, yaratıcılıktan ziyade ezberciliği, bireyselleşmeden ziyade sürüleşmeyi, eleştirel düşünceden ziyade sorgusuz sualsiz itaati belleten ve sistematik dayak içeren Türk eğitim sistemi okuma-yazmayı FİŞlerle öğretmişti hepimize. Her öğrencinin küçük, kişisel fişleri vardı, bir de sınıf tahtasında asılı devasa fişler. O devasa fişlere baka baka her çocuk kendi minik fişlerine çekidüzen verirdi. Sonra okurduk hep bir ağızdan: TUT-ALİ-TO-PU-TUT… YA-KA-LA-A-Lİ-YA-KA-LA… İçimize, hücrelerimize sinmiş. FİŞ demek EMİR KİPİ demek toplumsal bilinçaltımızda. FİŞ demek yakalanacak birileri, tutulacak bir hedef var bir yerlerde demek. Şartlanmışız, bekliyoruz tetikte. Karatahtadan gelen emir kipini duyar duymaz, biz de pür nizam cici cici oturduğumuz sıralarda kendi minik fişlerimize çekidüzen vereceğiz. Sağım solum, önüm arkam düşman oldu öğretmenim. İlerde, iki sıra önümde sol görüşlü bir öğrenci var, dili kürek kadar, sorguluyor sistemi, YÖK’ü protesto ediyormuş, duydum, kan revan yediği coplara rağmen kafasına, düşünemesin, aptal olsun diye coplar hep kafayı hedef alır, ama hala utanmadan düşünüyor öğretmenim, TUT-A-Lİ-TUT. İki sıra arkamda türbanlı bir kız öğrenci, hem okumak, eğitim ve meslek sahibi olmak hem de türban takmak istiyormuş öğretmenim, İkisini birden aynı anda, TUT-A-Lİ-TUT.&lt;br /&gt;Üç sıra önümde bir Ermeni oturuyor, demek hala Ermeniler kalmış bu memlekette, silememişiz hepsini, kovalamışız kendi evlerinden, valla doğrusu bir şey yaptığını görmedim; ama Ermeni asıllı olması başlı başına kabahat değil mi öğretmenim, TUT-A-Lİ-TUT. Arka sıralarda oturan şu kadın feministmiş öğretmenim, memnun değilmiş toplumsal, kültürel ve kurumsal düzeyde tıkır tıkır işleyen ataerkillikten, cinsiyetçilikten, Güldünya isimli bir kadın öldürüldü diye tepki duyuyormuş , ona ne oluyorsa, TUT-A-ALİ-TUT.&lt;br /&gt;En öndeki öğrenci yazar mı, şair mi, kalem ehli imiş öğretmenim, hayal kurabilmek istiyormuş, kursun kurmasına da kendisine saklasın hayallerini, yok illaki yazacak, kaleme alacak, hayalleri sakıncalı, TUT-A-Lİ-TUT. Bir de şuradaki akademisyeni gözüm tutmuyor öğretmenim, entelektüel toplum yukarıdan aşağı değil aşağıdan yukarıya akmalı, tepeden inme kurallarla değil sivil toplumda harekete geçen kişisel ve kolektif dinamiklerle yenilenmeli, değişmeli, demokratikleşmeli diyormuş öğretmenim, TUT-A-Lİ-TUT…&lt;br /&gt;Hepsini yakaladım tuttum öğretmenim, fişlerime yazdım teker teker isimlerini, cisimlerini. Ama hala varlar. Ne kadar çoklar. Neyse ki çok olduklarının farkında değiller. Çünkü birbirlerini dinlemekten acizler. Olanca güçlerini birbirlerini dinlemekten acizler. Olanca güçlerini birbirlerini didiklemeye ayırmaktalar öğretmenim. Sol görüşlü öğrenci türbanlı kız ile, sağ görüşlü gazeteci bir feminist kadın ile hiçbir ortak noktası olamayacağına körü körüne inanmış, birbirlerini karalamakla meşguller. Ben bunları tutmasam da olur öğretmenim. Nasıl olsa birbirlerine dil uzatmaktan fırsat bulup da ortak noktalarını, ezilmişlik paydalarını konuşmaya, o ortak payda üzerinde yükselerek sistemi beraberce dönüştürmeye, demokratikleştirmeye ve sadece vatan-daş değil, aynı zamanda fiş-daş da olduklarını görmeye zaman bulamayacaklar.&lt;br /&gt;BI-RAK-A-Lİ-BI-RAK… TUT-MA-SAN-DA-O-LUR…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Elif ŞAFAK (Med-Cezir Yazıları)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-5830577171987348736?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/5830577171987348736/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=5830577171987348736&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/5830577171987348736'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/5830577171987348736'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2009/02/vatan-daslarruh-daslarfis-daslar.html' title='Vatan-daşlar,ruh-daşlar,fiş-daşlar...'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-6057476535630384867</id><published>2008-09-06T19:42:00.000-07:00</published><updated>2009-02-25T15:45:18.879-08:00</updated><title type='text'>Bu günlerde bir gün KABAK ÇEKİRDEĞİ yerken aklıma CADI'ların BAYRAMI geldi :S    şimdiden TURUNCU SİYAH günler...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaXX99tgaTI/AAAAAAAAAFw/pap44ZRQTgw/s1600-h/Img_46912.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5306885195463420210" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 214px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaXX99tgaTI/AAAAAAAAAFw/pap44ZRQTgw/s320/Img_46912.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İnternetteki bazı zamazingolara göre bir Pagan festivali olarak ingiltere'de İrlandalılar İskoçlar ve Galliler tarafından kutlanmaya başlanmış ;19'uncu yüzyılda bu gelenek &lt;a title="Kuzey Amerika" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kuzey_Amerika"&gt;Kuzey Amerika&lt;/a&gt;'ya göçenler tarafından da devam etmiştir. Neden insanlar göç ettiklerinde bu tarz geleneklerini de beraberlerinde sürüklerler ya da severek götürürler ?&lt;br /&gt;Kelt takvimine göre yaz 31 ekimde bitermiş ve bu tarihten sonra ölülerin bu dünyaya geçebileceği düşünülürmüş ( nedense ? :D ) ve de onları korkutmak dünyaya geçişlerini engellemek için insanlar en korkunç kostümlere bürünür ve onları korkutarak kaçırabileceklerini düşünürlermiş miş miş... ( ölüler nerede ve neden her yıl dünyaya geçmeye çalışırlar ? )&lt;br /&gt;Gerçekten bu tarz inanışların günümüzdeki belki de ister istemez dönüştüğü ticari boyut göz ardı edilebilir mi ? ( Ciddi göz problemlerin varsa neden olmasın )&lt;br /&gt;Peki başka bir açıdan bakıldığında bu cadılar bayramı kostümlerinin kendini git gide aşan piyasası aslında Amerikan halkına kendini özgürce ifade olanağı mı sağlıyor yoksa amaç TEŞHİR OLUNMAK mı yani bu bir BAHANE mi ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çemkirmeden önce fazlaca okuyalım diyenler için ayrıntılı bilgi :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelenek Amerika'ya 1840'larda irlandali göçmenlerle birlikte geldi. m.ö 5.yy'da irlanda'nin celtic bölgesinde yaz mevsiminin sonu olarak 31 ekim kabul edilirdi. inanisa göre, o sene içinde ölen insanlarin vücutsuz kalan ruhlari 31 ekim gecesi kendilerine yeni vücut aramak üzere geri gelirlerdi. hiç kimse bedenini bu ruhlara kaptirmak istemedigi için bütün köylüler o gece evlerini ruhlari korkutup kaçirtacak sekilde düzenler, evlerini karanlik birakip disariya mumlar koyarak ve hayalet ya da ürkütücü yaratik kostümleri giyerek ruhlari korkutup kaçirtmaya çalisirlardi. daha sonraki çaglarda ruhlarin gezinmesi yönündeki inancin zayiflamasi ile halloween için kostüm giymek bir çesit kutlama halini aldi.benzer baska bir efsaneye göre ise 31 ekim gecesi yeryüzüne inen ruhlar insan kiligina girip yiyecek istemek amaciyla ev ev gezerlerdi. ruhlar, yiyecek vermeyi kabul eden ev sahiplerine sene boyunca iyi davranir, red edenlere ise sene boyunca oyunlar oynarlardi. zamanla bu inanis çocuklarin 31 ekim gecesi kostümler giyip ev ev gezerek seker istemesine dönüstü. "jack-o-lantern" (balkabagindan yapilan halloween feneri) gelenegi ise baska bir efsaneye dayanir. bu efsaneye göre jack ( bizim Tim Burton' ın Jack'idir kendisi :D ) adinda, insanlari kandirmayi seven düzenbazin biri seytan'i da tuzagina düsürüp kandirdi. seytan'i bir sekilde bir agacin tepesine çikaran jack daha sonra agacin üstüne bir haç kaziyarak seytan'in asagi inememesini sagladi. daha sonra seytan'la pazarlik yapan jack'in istedigi kendisine bir daha yaklasmamasi idi ve inanisa göre seytan agaçtan inebilmek için mecburen jack'in istedigini kabul etti. öldügünde yaptiklari yüzünden cennet'e kabul edilmeyen jack, seytan tarafindan da cehennem'e kabul edilmedi. sonuçta seytan'in kendisine verdigi içinde köz bulunan bir salgamin isiginda, cennet'le cehennem'in ortasinda bir bölgede kaldi. amerika'ya gelen irlandali göçmenler, bu efsanenin bir yansimasi olarak geleneklerini sürdürmek için (belki de salgamdan daha kolay bulunabildiginden) bal kabagi kullanmaya basladilar... günümüzde kutlandigi sekliyle "halloween" tüm bu efsanelerin bir karisimi olarak algilanabilir. her sene böyle 'tuhaf' bir kutlamanin yapilmasinin sebebi belki de yilda bir kere de olsa çocuklarin ev ev dolasip seker toplama; yetiskinlerin de tuhaf kiyafetler giyerek birbirlerini korkutup eglenme firsati bulma istekleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TURUNCU SİYAH günler... :D&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-6057476535630384867?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/6057476535630384867/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=6057476535630384867&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/6057476535630384867'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/6057476535630384867'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2008/09/bu-gnlerde-bir-gn-kabak-ekirdei-yerken.html' title='Bu günlerde bir gün KABAK ÇEKİRDEĞİ yerken aklıma CADI&apos;ların BAYRAMI geldi :S    şimdiden TURUNCU SİYAH günler...'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaXX99tgaTI/AAAAAAAAAFw/pap44ZRQTgw/s72-c/Img_46912.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-7112189403109822561</id><published>2008-08-15T16:36:00.000-07:00</published><updated>2008-08-15T17:01:46.692-07:00</updated><title type='text'>FİLM çekmek üzerine ( neden çekiyoruz neden bu fiil bu eylemi karşılamaya uygun görülmüş anlamam...)</title><content type='html'>Film çekmek herkesin isteği midir ? Neden film çekmek ister insanlar ? Son yıllarda pek bir atağa geçen şu KISA film sevdası gerçekleştirilmeye çalışılan ama sonunda istemeden sıçılıp modu değiştirilen bir uzun metrajlı film hayali midir aslında ?...&lt;br /&gt;SİNEMA nedir sizce ?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-7112189403109822561?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/7112189403109822561/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=7112189403109822561&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/7112189403109822561'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/7112189403109822561'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2008/08/film-ekmek-zerine-neden-ekiyoruz-neden.html' title='FİLM çekmek üzerine ( neden çekiyoruz neden bu fiil bu eylemi karşılamaya uygun görülmüş anlamam...)'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-695648740797442029</id><published>2008-08-15T16:32:00.000-07:00</published><updated>2008-08-15T16:35:16.437-07:00</updated><title type='text'>Nefret edilesi, Dövülesi, Uzaklaşılası İnsanlara bir örnek...neymiş her mekanda insan çay içerse o insan kalite yoksunuymuş...</title><content type='html'>O şahısın yazısı 'ülkenin kültüründen midir, havasından suyundan mıdır nedir, her ortama oturduğunda çay söyleyerek hem ortamın genel kalitesini düşüren hem de aurasına negatif puan getiren böyle vatandaşlar vardır. bu insanların hiç kaliteli seçim portföyü yok. zaten bu herifçioğulları olmasa "abe çay dökeem mi?" diyerek size sokulan frapan çaycıların sektörü oluşmazdı.hayır, bi' şey değil; insanı her yerde de taciz ediyorlar genel alt kültürün yaptığı seçimleri sizin de yapacağınızı varsayan çay sorgularıyla. vapurda ne zaman kitap okusam usulca yanıma sokuluarak konsantremi de sikip atıyorlar. ben genelin kalitesiz seçimlerinden dolayı rahatsız edilmeye mecbur muyum lan?! o çayı höpürdeterek ve o boktan çay kaşığıyla tın tın tın diye karıştırarak gürültü kirliliğine, artık her daim çay içmekten sararmış dişleriyle de görüntü kirliliğine sebep oluyorlar. kesinlikle çok &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=grotesk"&gt;grotesk&lt;/a&gt; bir sahne.aslında o kadar da &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=snob"&gt;snob&lt;/a&gt; değilimdir ama kız arkadaşım mazallah bi' yerde oturduğumuzda çay seçimi yapsa sikime sürmem; utancımdan terk ederim valla. hiç hazzetmem böyle kalitesiz insanlarla aynı mekanda bulunmaktan.´... ÇEMKİRİN HADİ !!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-695648740797442029?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/695648740797442029/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=695648740797442029&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/695648740797442029'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/695648740797442029'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2008/08/nefret-edilesi-dvlesi-uzaklalas.html' title='Nefret edilesi, Dövülesi, Uzaklaşılası İnsanlara bir örnek...neymiş her mekanda insan çay içerse o insan kalite yoksunuymuş...'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6196022550601308005.post-62966190760201049</id><published>2008-08-13T20:59:00.000-07:00</published><updated>2008-08-13T21:10:12.509-07:00</updated><title type='text'>YaZma VaKti</title><content type='html'>Bu blog'da adı geçecek yada herhangi bir şekilde bir katkısı bulunacak her yazara şimdiden teşekkürler Ama bu insanoğlu her kimse neden böyle bir şey ile uğraşma isteği duydu ya da hadi uğraştı diyelim orasını geçelim AMAÇ ne gibi bir sürü soru gelebilir aklınıza PANİĞE KAPILMAYIN sadece amacınız (yada belki de yalnızca benim amacım) bazı şeylere isyan etmekse, olan biten bazı şeyler DÜNYADA yada İÇİNİZDE sizi sıktı ya da rahatsız ettiyse bırakın bu derdi içiniz değil ÇEKİRDEK çeksin Belki çifte kavrulur daha bir dertlerle yoğurulursa daha lezzetli olur. Ne dersiniz ?...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6196022550601308005-62966190760201049?l=cemkir-dek.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/feeds/62966190760201049/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6196022550601308005&amp;postID=62966190760201049&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/62966190760201049'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6196022550601308005/posts/default/62966190760201049'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://cemkir-dek.blogspot.com/2008/08/yazma-vakti.html' title='YaZma VaKti'/><author><name>ÇEMKİR-dek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16636561349331487087</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_F8kmMBHD6lc/SaEkty7g0cI/AAAAAAAAADw/-Avd3WhdvjE/S220/riddler.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
